Antalya
05.07.2018
A

Zirai mücadele işlerinde sektörün dünyadaki yönelimi biyolojik ve biyoteknik yöntemler lehine ilerliyor.

 

Kimyasal ürünlerin çiftçi sağlığına, tüketicilere; genel olarak çevre, insan ve hayvan sağlığına verdiği zarar bir yana; kimyasalların etkinliğinin günden güne azalması da çok önemli bir problem.

 

Hedef zararlıların özgün evrimsel süreçleri zannedilenden çok daha hızlı işliyor. Siz bir zararlıyı öldürmek ve popülasyonunu azaltmak için kimyasal bir zehir kullanıyorsunuz ama birkaç nesil sonra zararlı o zehre karşı bağışıklık kazanıyor.

 

Sonra başka bir zehirli kimyasal etken madde deniyorsunuz. Birkaç yıl işe yarar görünüyor ama sonra kullanım dozlarınız yetersiz kalıyor. İşe yaramadığını görene kadar, bir süre daha yüksek dozlarda daha çok zehir atıyorsunuz. Bir de bakmışsınız zararlı böcekler bağışıklık geliştirmiş, ölmüyor.

 

Sonsuz bir döngü…

O nedenle biyolojik ve biyoteknik yöntemlerin kullanılması önemli. Üstelik biyolojik ve biyoteknik yöntemler, günümüzde girdi maliyetleri açısından da avantajlı.

 

Çiftçinin harcadığı emek, yani işçilik hesapları yapalım deseniz; biyolojik ve biyoteknik yöntemler gene cazip kalır. Çünkü işleri yapacak olan biyolojik ajanlarınız, sizin adınıza çalışır. Yani hem zaman, hem de yine maliyet açısından kazancınız olur.

 

Biyolojik ve biyoteknik mücadele, kalıntısız üretim açısından da çok önemli avantaj sağlar. Hasat tarihini seçmek keyfinize kalır; bekleme süresi diye bir derdiniz olmaz.

 

Peki, çiftçi açısından bunca cazip yanı varken; tüketici, ihracatçı, kamu kuruluşları ve ithalatçı ülkeler biyolojik ve biyoteknik yöntemleri bu kadar desteklerken ne olmasını beklersiniz?

 

Bu yöntem ve tekniklerin deliler gibi yaygınlaşmasını, her çiftçinin bir an evvel biyolojik ve biyoteknik ürünlere yönelmesini, kalıntı meselesinin tarihin tozlu raflarına kalkmasını, dünya pazarlarında Türk ürünlerinin “temiz ürün” diye nam salmaya başlamasını ve böylece biyolojik mücadele sektörünün de müthiş bir hızla büyümesini beklersiniz, değil mi?

 

Daha çok beklersiniz çünkü biyolojik mücadele sektörü büyümüyor.

 

Nedenleriyle ilgili birkaç görüşümü anlatacağım. Önce şu tespitimi paylaşayım; biyolojik mücadele ürünleri sektörü, belli bir ticari kapasiteyi yakaladıktan sonra, doygunluk haliyle bu alanda çalışan birkaç firmanın paylaştığı, durgun ve rutin bir iş kolu haline gelmiş.

 

Bu şirketlerin sahipleri ve yöneticilerinin teknolojiyle en içli dışlı, inovatif gelişmeleri en yakından takip eden, açık zihinli, girişken insanlar olduğunu da hatırlatalım.

 

Ama teknolojik gelişmeler ve inovatif keşifler bile ülkemizde ticari kapasiteyi körükleyecek etki yapamıyor.

 

Bilgi eksikliği, bilinçsizlik, kolaycılık, bayi direnci, çiftçi direnci, teknik destek yetersizliği gibi pek çok neden var.

 

Bu nedenlerden bazılarını tek tek kısaca ifade edelim.

 

Kolaycılık denen şey, çiftçinin mümkün olan en kısa sürede gözüyle sonuç görme takıntısıdır. Bu durum bilgisizlikle eşgüdüm halinde var olan bir tür obsesyon bu. Anlatıyorsunuz anma gözüyle görmek zorunda olduğu için kimse ikna olmuyor. Yani serada zararlı varsa ilacı atıp ertesi gün yok olduğunu görmek zorunda. Biyolojik yöntemler sürdürülebilir sonuçlar verir ama bu kadar kısa sürede sonuç vermez. Sabırlı ve planlı olmanız gerekir.

 

Bayi direnci dediğimiz olgu ise bayilerin ticari kazançlarıyla doğrudan bağlantılı bir meseledir. Biyolojik ve biyoteknik ürünlerde sürüm yapma imkanı kısıtlıdır. Kimyasalları aynı çiftçiye sürekli satarsınız. Zamanla dozlar yetersiz kalacağı için giderek daha çok satarsınız. Sürümünüz artar.

 

Danışmanlık müessesesi de altyapısı çok kötü kurgulandığı için bayiler bu görevi de üstleniyor. Yani bayiler hem ürünü tavsiye eden, hem de satan kişi olarak iş yapıyor. Bu düzenden ne bekleyebiliriz ki…

 

Çiftçi direnci, geleneksel alışkanlıklarını değiştirmemek için direten üreticilerin durumunu anlatır. Üretim alanlarını miras alan gençler çoğaldıkça bu sorunun azaldığını söyleyebilirsiniz. Ama hala çok güçlü bir etken olarak iyileşmeye engel oluşturuyor. Çiftçiye 20 yıldır uyguladığı yöntemin uygun olmadığını, fayda vermediğini hatta zarar verdiğini söylediğinizde haliyle kabul etmiyor hatta tepki veriyor.

 

Bilgi eksikliği dediğimiz olgu ise şu; üreticinin biyolojik ve biyoteknik ürünler ile bunların nasıl kullanılması gerektiği hakkında yeterli bilgisi yok. Bu bilgiyi hiçbir zaman bütün halinde edinme imkanı da yok çünkü bu işler uzun süreli öğrenim gerektiren çok değişkenli, çok yönlü konular. Ancak çiftçinin aralıksız şekilde biyolojik mücadele konusunda eğitim görmesi çok önemli. O nedenle eğitim ve yayım çalışmalarının sürekli olması gerekir.

 

Kimsenin adını koyamadığı bir başka sorun ise kavram tedirginliği sorunudur. Mesela kalıntı konusunda ne yapmak lazım dediğiniz zaman önce herkes “biyolojik mücadele…” diye söze başlar. Oturup bunları yazalım dediğinizdeyse aynı kişiler, “biyolojik mücadele demeyelim, entegre mücadele diyelim” derler.

 

Mesela bir dilekçe yazarken “biyolojik mücadele” kavramını kullanamayan biyolojik mücadeleciler…

 

Kendinizi anlatan kavramı kullanmaktan kendiniz çekinirken, kimi nasıl ikna edeceksiniz?

 

Zirai mücadelenin tek yönlü yaklaşımlarla başarılı olmayacağı, dolayısıyla bütün yöntem ve teknikleri belli planlamalar çerçevesinde birlikte uygulamak gerektiği doğrudur. Entegre mücadele dedikleri de bu. Ama bunu dert edinmesi gereken kimseler, entegre mücadele yöntemlerini uygulayacak olanlar olmalı. Biyolojik ürün üreticisi veya tedarikçisi şirketler değil.

 

Bu anlayışla baktığımızda, “biyolojik mücadele” kavramı bazı kapalı kapıların ardında kullanılabilen; kimselere pek öyle söylememek gereken, söylerken tedirgin olmamız gereken bir kavram gibi duruyor.

 

Entegre mücadele

Entegre mücadele kavramını kabaca tarif etmeye çalıştım ama o tarife önemli bir ekleme yapmak lazım.

 

Bir üretim alanında üretimle ilgili sorunları çözmeniz o sorunları, sorunların kaynaklarını, uygulayabileceğiniz yöntem ve tekniklerin o araziye uygunluğunu ve bütün bunlarla ilgili korelasyonları bilmenize bağlıdır.

 

Böyle düşününce şu sonuca varmak da kolaylaşır; birbirine komşu olan küçücük seralar da dahil olmak üzere her üretim alanı, apayrı özelliklere sahiptir ve her birinde zirai mücadele yaparken özgün planlamalar yapmalı; her tarla, bahçe, sera için özgün, biricik yöntemler uygulanmalıdır.

 

Uygulama protokolleri sorunu

Bir firmada ıslah müdürü olarak çalışan bir ahbabım, biyolojik mücadele yöntemlerini kullanmak için yıllarca ısrarcı olduğunu ancak sonunda o konudaki inancının yok olduğunu anlatmıştı.

 

Biyolojik mücadeleye inanmış insanların hikayesi böyle.

 

İnanmayanları siz hesap edin.

 

Peki, biyolojik mücadelenin ne olduğunu bilen ve faydasına inanan kimseler neden böyle tecrübeler yaşıyor olabilir?

 

Lafı daha fazla uzatmadan söyleyeyim; uygulama protokolleri yüzünden. Yani siz biyolojik mücadele ürünleri sattığınız bir üreticiye ürünleri satarken o biyolojik ürünün nasıl uygulanacağı konusunda standart bir uygulama protokolü kullanıyorsunuz; üretici o çerçevede ürünü kullanıyor.

 

Halbuki, üretim tesisleri belki 100 metre mesafede bile şartların çok keskin biçimde değiştiği alanlardır ve siz farklı koşullara sahip üretim alanlarında aynı uygulama protokolüyle biyolojik mücadele yapmaya çalışıyorsunuz…

 

Rüzgar yönü farklı olan bitişik iki serada bile aynı uygulamayı yapmanız mümkün değilken, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki bir sürü müşteriye aynı reçeteyi sunuyorsunuz.

 

Ne yapmalı?

Biyolojik mücadele yöntem ve tekniklerini kullanacak olan her üretim alanı devamlılık esasıyla çalışan uzmanlar tarafından takip edilmelidir.

 

Bu uzmanlar, biyolojik mücadele firmalarının çalışanları olarak istihdam edilmelidir.

 

Devletin biyolojik mücadele sektörü için tahsis ettiği teşvik ve desteklemeler bu uzman personelin istihdamı için ödenmelidir.

 

Çünkü biyolojik mücadele işi canlılarla yürütülen ve çok sayıda değişkene bağlı yürüdüğü için esnek yöntemlerle uygulanması gereken bir iştir. Dolayısıyla entomolog uzmanların üretim alanında çok daha fazla vakit geçirmesi, üretim alanının tabiatını öğrenmesi ve o lokasyondaki özgün şartları tanıyarak ona göre uygulama yapması gerekir.

 

Sektörün mevcut durumu, kullanmayı bilmediğiniz bir ürünü karşınızda bir rehber olmadan kullanmaya benziyor. Böyle bir şeyi kim ister…

 

Böylece…

Böylece özgün formüller, özgün uygulama yöntemleri ve özgün planlamalarla üretim alanının özgün ihtiyaçlarına göre davranma imkanı olur; başarı yüzdesi artar.

 

Böylece, bu alanda çalışmak isteyen mühendislerin istihdam süreleri ortalama olarak bir yılın üzerinde gerçekleşebilir ve uzmanlaşmalarına da fırsat verilmiş olur.

 

Böylece, üreticinin eğitimi de kendi arazisinde, pratiğe dayalı ve sürekliliği olan bir sürece bağlanmış olur.

 

Böylece, şirketler açısından da müşteri sadakati sağlanmış olur.

 

Böylece, biyolojik mücadele ürünlerinin başarılı olma ihtimali belirgin şekilde artar.

 

Böylece, kendi gözü dışında hiçbir şeye güvenmeyen çiftçilere daha sık periyotla ve daha belirgin başarı öyküleri gösterebilirsiniz.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok