Antalya
07.06.2018
A
GENEL , GÜNCEL , POLİTİKA , RÖPORTAJ
İYİ Parti kaleye göz koydu
İYİ Parti kaleye göz koydu

İYİ Parti Antalya 3. Sıra Milletvekili Adayı Dr. Tuba Vural Çokal, 24 Haziran’da sandıktan birinci çıkarak en çok vekili Ankara’ya götüren parti olacaklarını söyledi. Çokal, “Antalya’yı İyi Parti’nin kalesi yapacağız” dedi   Röportajımıza başlamadan önce okuyucularımız için kendinizi kısaca anlatır mısınız? Manavgat’ta doğdum. Manavgat’ta büyüdüm. Hayatımın büyük çoğunluğu Manavgat’ta geçti. Ailem turizmciydi. Bu nedenle esnafla, çiftçiyle, dünyanın dört bir tarafından Antalya’ya gelen turistlerle iç içe oldum. Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra göz hastalıkları uzmanlığı ihtisasını 2003 yılında tamamladım. Yine 2003 yılında Amerika Baylor (Methodist) Üniveristesi’nde “glokom” üzerine gözlemci olarak görev aldım. 2004 yılında fizyoloji doktorasını bitirdim. 2010-2011 yılları arasında Hindistan'da Chennai'de Agarwal Hastanesi’nde katarakt cerrahisi üzerine eğitim aldım. Bir süre İstanbul’da göz hastalıkları uzmanı olarak çalıştım. Özel bir hastanenin başhekimiydim. Bir süre sonra Antalya sevdam ağır bastı. Antalyalıysanız, dünyanın en güzel şehrinin bir parçasıysanız başka hiçbir yer sizi kendine bağlayamaz. Biliyorsunuz bülbülü altından kafese koymuşlar illa vatanım illa vatanım demiş. Ben de Antalya’ma, içinde büyüdüğüm insanlara hizmet edebilmek için geri döndüm ve kendi kliniğimi açtım. O günden beri de hemşerilerimle, hastalarımla, iç içe yaşıyorum. Siyasette aktif görev almayı neden istediniz? Hayatım aslında siyasetin içinde geçti. Siyasetin farklı kademelerinde hep yer aldım. İYİ Parti İlçe Başkanı olmadan önce zaten Manavgat Belediyesi Meclis Üyesi idim. Ama her şeyi bir kenara bırakarak yaşamımın tam merkezine siyaseti koymam İyi Parti ile başladı. Bunun en önemli nedeni ise Meral Akşener’e ve İYİ Parti’ye olan inancımdır. Tabi bir başka özel nedenim daha var. Bu da son yıllarda kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet ve taciz olaylarında yaşanan artıştır. Yurtlardaki tacizler vardı biliyorsunuz. Körpe fidanların, günahın ne olduğu bilmeyen saf çocukların yaşadıkları, hala daha hafızamızda. Bu çocukların maruz kaldıkları saldırı vicdanları yeteri kadar yaralamamış gibi bir de onların hakkını savunması gereken bakan tutup da “bir kereden bir şey olmaz” dedi. Beni derinden etkileyen bir diğer olay ise Serik’te yaşandı. Kendi öz evladına, iki buçuk yaşındaki minicik çocuğa tacizde bulunan bir adam vardı. Bu mahlûk için baba sıfatını kullanmayacağım. Çünkü bu sıfatı hiç hak etmiyor. İşte bu aşağılık adam öz evladına 1 yıl tacizde bulunuyor. Anne durumu karakola, savcılığa bildirmesine rağmen her defasında “yeterli delil yok” denilerek geri gönderiliyor. Çocuk evde akıllara sığmayacak işkencelere maruz kalıyor. Bir anne olarak bu benim tüylerimi diken diken etti. İşte ben “Bir defadan bir şey olmaz”, “ yeterli delil yok” denmemesi için siyasete girdim. Özellikle ve özellikle çocuklara olan tacizler nedeni ile siyasete girdim. Özgürlüğüm yok konuşamıyorum.  Düşüncelerimi ifade edemiyorum. Doktor olmama rağmen korkuyorum. Bu korku yeter artık demek için ben de varım dedim. Peki, Neden İYİ Parti? Meral Akşener’e olan sevgim. Cesaretine olan hayranlığım. Kutuplaşan, ayrışan, saygıyı ve sevgiyi kaybeden Türkiye’ye bir anne şefkatinin gerektiğine olan inancım. O’nu özellikle Meclis Başkan Vekilliği döneminde çok daha yakından takip etmeye başladım. Dürüstlüğü, dobralığı beni hayran bıraktı. İYİ Parti kurulur kurulmaz da yanında yerimi almak istedim. Bir evi düşünün bir anne olmazsa her şey nasıl birbirine girer değil mi? İşte bu memleketi de bir anne kurtarır. Düzene bir ana sokar. Bu memleketi ancak bir kadın elinin değmesi kurtarır. Türk tarihi boyunca çok önemli bir yere sahip olan kadının obje haline getirildiği bir dönemde yaşıyoruz. Kadınlar artık bir ana değil, çalışan değil, üreten değil sadece bir obje. İşte Meral Akşener bir kadın olarak, kadına değer veren bir lider olarak kadını obje olmaktan çıkaracak. İnanın şu an yaşadığımız en büyük sorun kutuplaşma, bırakın eleştiriyi selama bile tahammül edememe. Konuşmaktan korkma. 3 yıldır ekonomi kötüye gidiyor diye uzmanlar, siyasetçiler, esnaf iş adamları bas bas bağırdı. Hepsi yaftalandı. Kutuplaşma gerçekten hayatımızı bu kadar çok mu etkiledi? Niçin bu kadar ayrıştık? Kutuplaşma bir tek Türkiye’de bu kadar fazla. Bunun sebebi ise Tayyip Erdoğan’ın kişilik yapısı. Toplumu yöneten insanın biraz da şefkatli olması gerekiyor. Biraz daha kucaklayıcı olması gerekiyor. Çok katı kurallara sahip olursan toplumu böyle kutuplaştırırsın. Sen bizdensin ya da sen bizden değilsin diye bir şey yok. Hepimiz bu toplumda yaşıyoruz. Bu toplumun bir parçasıyız. Eşit şartlara sahibiz. Bu kavga bizi medeniyetten uzak bir toplum yaptı. Bu toplum iktidar yüzünden saygıyı kaybetmiş vaziyette. Sevgi zaten hiç yok. İnsanlar birbirlerine selam veremiyorlar. Meral Hanım bu kutuplaşmayı kaldıracaktır. Bunu sevgisi ile yapacaktır. Bir anne olarak bu sevgiyi ben çok net görüyorum. Seçim çalışmaları nasıl gidiyor? Çok zevkli bir o kadar da yorucu geçiyor. Köy köy, mahalle mahalle, ilçe ilçe geziyoruz. Sıkmadık el, çalmadık kapı bırakmıyoruz. İYİ Parti’nin toplumda çok büyük bir karşılığı var. Tüm engelleme ve karartma girişimlerine rağmen İYİ Parti toplumun her kesimine ulaştı, gönülleri fethetti. Ben göz doktoruyum. İşim insanların gözünün içine bakmak. Her gün binlerce vatandaşımız ile kucaklaşıyor bir araya geliyoruz. Artık, o gözlerin içinde umudu ve ışığı görüyorum. Ben sokakta olmayı çok seviyorum. Pazarda, tarlada, esnafın arasında olmayı, onlarla sohbet etmeyi, dertlerini dinlemeyi çok seviyorum. Onların sevgisi bize güç veriyor. Bu sevgiye inanarak Türkiye’nin 24 Haziran günü yüzünü güneşe döneceğine inanıyorum. İYİ Parti seçimlerde başarılı olur mu? İYİ Parti ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in toplumdaki karşılığını en iyi iktidar biliyor. Bunu korkularından anlıyoruz.  Erken seçim kararı, ittifak yasası ve seçim kanunlarında yapılan değişikler gibi tartışmalı kararların altında Akşener korkusu var. Bu zamana kadar istediği oyunu kurmaya ve sahnelemeye alışkın olan iktidar artık oyun kuramıyor. Kendi rakibini bile kendi seçmeye alışkın olan AKP artık planlarını hayata geçiremiyor. Her hamleleri milletin feraseti ile boşa çıkıyor. Bugün ittifakları konuşuyorsak bunun en önemli nedeni Meral Akşener’dir, bugün Adalet ve Kalkınma Partisi kendi oyununu oynayamıyorsa, kendi gündemlerini oluşturamıyorsa bunun nedeni Meral Akşener’dir. 24 Haziran günü yapılan baskın seçimin de nedeni Meral Akşener’dir. 5 adaylı Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılabiliyorsa bunun nedeni de eline kına yakarak yola çıkan bir kadının, bir annenin, Meral Akşener’in cesaretidir. Antalya’da İYİ Parti’nin durumu nasıl? Ben bu konuda oldukça iddialıyım. Hani derler ya Antalya falanca partinin kalesi, en çok oy aldığı ildir falan diye. Bundan sonra Antalya bir partinin kalesi olacaksa bu İYİ Parti olacaktır. Meral Akşener’in yanında daha başlangıçtan itibaren hep Antalya oldu. Meral Hanım da Antalya’ya ayrı bir önem verdi. Seçim startını bile Antalya’dan verdi. Kendisine büyük bir sevgi var. Bu sevgi 24 Haziran günü sandığa da yansıyacak ve İYİ parti tahmin edilenin çok üzerinde bir oy alarak sandıktan birinci parti çıkacaktır. Biraz da turizmi konuşmak istiyoruz. Malum Antalya turizmin başkenti... Siz de turizmci bir aileden geliyorsunuz. Turizmin, turizmcinin durumu nasıl? Ülkenin durumu neyse turizmin durumu da o. Borç içindeyiz. Ekonomimiz ne halde. Ben öyle diğer siyasetçiler gibi duyduklarımla, bana anlatılanlarla konuşmuyorum. Ben turizmciyim. Ailem turizmciydi. Bu nedenle turizmin sadece otellerden ibaret olmadığını, ülkeye gelen turist sayısı ile ölçülemeyeceğini çok iyi biliyorum. Dövizdeki artış her şeyi etkiliyor. 3 yıl önce yatırım için leasing ile kredi alan turizmci aldığı kredinin kat kat fazlasını ödüyor. O krediyi çektiğinde Euro 3 lira 20 kuruş idi. Şimdi 5 lira 30 kuruş. İki katına yakın fark var. Nasıl ödeyecek bunu. Televizyonları dinlerseniz turizmde bayram havası var. Neden; turist sayısı artmış. Yahu sayı arttı ama turist kalitesi düştü. Alman gelmiyor. Ülkemizin bozulan imajı özellikle üst gelir seviyesindeki turistleri etkiliyor. Bu turistler o yüzden de buraya gelmek istemiyor. Kaliteli turist Fransa’ya gidiyor. İtalya’ya gidiyor. İspanya’ya gidiyor. İspanya bu sene bağıra bağıra ben turist istemiyorum dedi. Hem de bunu yarım pansiyon sistemi ile dedi. Gelenler ise yaşadıkları ülkelerde daha çok sosyoekonomik düzeyi çok düşük olanlar. Sen bundan 3 yıl önce Alman turisti daha pahalıya getiriyordun. Şu anda 15 dolara her şey dahil veriyorsun. Aslında gelen de artık Alman turist değil. Ne kadar kalitesiz turist varsa hepsi turizm bölgesinde dolaşıyor. Acenteler de Türkiye pazarını ucuz pazar olarak görüyor. Hem kırabildikleri kadar fiyat kırıyorlar hem de ödemeleri sürekli geciktiriyorlar. Neden? Çünkü sen ucuz pazarsın, kaliteyi ve düzeni elde edemiyorsun. Tüm bunlar zincirleme şekilde turizmle ilgili onlarca ayrı sektörü olumsuz etkiliyor. Otel sahibi parasını alamıyor. Elemana maaş ödeyemiyor ya da hak ettiği ücretleri veremiyor. Bu, insan kalitesini düşürüyor. Otelci kasabına, manavına ödeme yapıyor. Ödeme alamayan esnaf zor duruma kalıyor. Kısaca herkes bu işten zarar ediyor. Bunun nedeni ise doğru strateji olmaması.  Maalesef şu anki iktidarın da turizm deyince aklına sadece otel geliyor. Diğerlerini de görmüyor. Turizm esnafını bilmiyor. Turist para harcamıyor. Cebinde inanın 50 Euro ile gelen turistleri gördü Antalya turizmcisi. Bu turist geliyor her şey dahilin gece çorbasına kadar içiyor. Kafasını dışarı çıkarmıyor. Alışveriş yapmıyor. Esnaf hem satış yapamıyor hem de dövizdeki artış nedeni ile sorun yaşıyor. Dükkân kredilerini Euro üzerinden veriyorlar. Bunu ekonomi bakanı bilmez. Bu esnaf küçücük bir dükkana 20 bin 30 bin Euro kira ödüyor. Esnaf gidiyor dövizdeki artış nedeni ile indirim istiyor. “O beni ilgilendirmez. Tutuyorsan tut. Tutmuyorsun dükkanımı boşalt” cevabını alıyor. Turizm, turizmi bilen insanların  hazırlayacağı gerçek bir strateji ile ayağa kalkar. Bakanlıkların koordinasyonu ile ayağa kalkar. Antalya deyince akla gelen ilk şey turizmse ikincisi tarım. Tarımın durumunu değerlendirir misiniz? Tarım ve turizm ülkesi Türkiye’nin geldiği yere bakar mısınız? Maalesef her şey ithal... Adını bizden alan ürünleri bile ithal ediyoruz. Zeytinlikleri imara açıp gidip bilmem nereden zeytin ithal ediyoruz. Fıstığı, mısırı, soğanı, patatesi ithal ediyoruz. Eti ithal ediyoruz. Tarım Bakanı diyor ki oralarda daha ucuz. Adamlar 6 liraya mazot almıyor ki. Ürünlerini dereye dökmek zorunda kalmıyor ki. Biz İYİ Parti iktidarında mazotu çiftçimize indirimli vereceğiz. Ürünlerini pazarlamak için pazarlar oluşturacağız. Dünyanın dört bir tarafına yeniden ihracatı başlatacağız, köylümüzün çiftçimizin yanında olacağız. Özellikle kadınlarımızın. Bakın seçim havasındayız değil mi? Herkes seçim çalışması yapıyor. Pazarlara gidiyor. Ellerinde broşürler, oy verin diyor. Bunların arasında bilmem kaç yıldır vekillik yapanlar var, bakanlar var, belediye başkanları var. O pazar yerinde benim 70 yaşındaki teyzem bahçesinden topladığı rokayı yol kenarında satmaya çalışıyor. Bastonla yürüyen dedem yumurta satıyor. Hem de nerede? Üzerinde gölgelik olan pazarda değil. Pazarın dışında yol kenarında, kaldırım taşlarının üzerinde oturarak. Çünkü içerideki yerin kira parası onun elindeki ürünün tamamının ederinden fazla. Bunu tüm siyasetçiler görüyor. Ama çözüm bulamıyor. 70 yaşındaki kadının 5 lira kazanmak için 10 saat roka satmasını görmeyecek kadar körleşen vicdanlar tarıma da turizme de çözüm bulamaz. Peki ya sağlık... Bir doktora sağlık sorulmadan olmaz. Sağlığın nesini anlatayım. Sağlıkta hasta garantili işletme dönemine geçtik. Sıra bitti diyor. Demek ki vatandaş devlet hastanelerinde doktorların kapısında beklemeyi seviyor. Boş zamanlarında oraya gidip ayakta duruyor. Kimse kimseyi kandırmasın. Sağlıktaki durumu izniniz olursa Manavgat’tan bir örnek ile anlatmak isterim. Bu trajikomik durum ülkemizin şu anki durumunun minik bir özeti sanki. Manavgat’ın hastane sorunu var. Yoğun bakım ünitesi yok. Acil bir hastan geldiğinde sevk edebileceğin tam donanımlı bir yoğun bakım yok. Ancak birkaç özel hastanede var, onların da kapasitesi belli. Tüm bölümler yok. Manavgat Devlet Hastanesi’nin yoğun bakımı yok. Tomogrofi özel bir işletmede. Bu nedenle de her önüne gelene tomogrofi çekiliyor. Her hasta radyasyona maruz kalıyor. Yıllardır tam donanımlı hastane ya da üniversite hastanesi bekliyoruz. Ilıca’da yapılacaktı. Hükümete göre Manavgat’ın öncelikli ihtiyacı tam donanımlı bir hastane değil cezaevi imiş. Şimdi bizim hastane beklediğimiz alana cezaevi yapılmaya başlandı.  Evet, AKP’ye göre Manavgat’a lazım olan ilk şey cezaevi. Siyaset öncesi yaşamınızda en çok neyi özleyeceksiniz? Tabi ki hastalarımı... Onlar benim her şeyim. Bir teyze ile oturup dertleşmeyi. Onun elini sıkmayı, onun muayene olduktan sonra gözlerindeki mutluluğu görmeyi gerçekten çok seviyorum. Bir insan sabah sekizde hasta başlayıp da akşama kadar ara vermeden devam ediyorsa ya hastalarını çok sevmeli ya da parayıBen hastalarımı çok seviyorum… Vekil olduğumda muayenehanemi kapatmak istemiyorum. Kanuni bir engel yoksa belirli günlere hastalarıma ücretsiz olarak bakmak istiyorum. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Ben hiçbir hastamın tedavisini yarım bırakmadım. Benden sonraki süreçleri de yakından izledim. Siyaseti de tam olarak yapmak için yola çıktım. Siyasette de en iyisi için mücadele ediyoruz. Röportajın başında AKP, Meral Akşener’den korkuyor demiştim. Gerçekten korkmalılar. Çünkü güneşin doğmasına az kaldı. Sayın Genel Başkanımızın söylediği gibi, Tayyip Erdoğan 8 Temmuz günü karşısında rakip olarak kimi görmek istemez. Bunun cevabını hepimiz biliyoruz: Meral Akşener’i. Yine bir şeyi daha biliyoruz; Meral Akşener, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın Cumhurbaşkanı olacaktır. Biz de bunun için sokak sokak, kapı kapı dolaşıp milletimiz ile kucaklaşmaya devam edeceğiz.  

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: