Antalya

22.03.2018
A
KÖŞE YAZILARI
Şirince, adı gibi şirin kalsın
Şirince, adı gibi şirin kalsın

Maya Uygarlığı'na inanan dünyalılar, 21 Aralık 2012'ye kilitlendi. Çünkü o gün yerküre ortadan silinecekti. Ve beklenen an geldi çattı. Kimi dostunu, kimi parasını, kimi yiyeceğini, kimi de ailesini alıp İzmir'in şirin köyü Şirince'ye sığındı. Hepsinin amacı ortaktı: "Dünya batsa bile hayatta kalırım." 21 Aralık 2012 ve sonrası dünyada olduğu gibi Şirince’de de olağan geçti. Ne kıyamet koptu ne de Şirince, yeryüzünde yıkılmayan tek yer olarak kaldı.

 

Peki ne mi oldu? Dünya Şirince’yi tanıdı, turlar düzenlendi. Bu güzelim köy, o pis kapitalizmin kurbanı oldu. 2 hafta önce İzmir seyahatimde Şirince’yi görme şansı yakaladım. Hayalimde; kendi halinde yöresel ürünler satan köylüler, o yılın hasatından yapılmış şaraplar vardı. “Dünyada reklamı oldu, eh biraz bozulmuştur Şirince” diye düşündüm ama dezenformasyonunun bu derece yüksek olabileceği aklımın ucuna bile gelmedi.

 

Köyün girişinde papatyadan taç yapan köylü kadınlar hayli ilgi çekiciydi. Kendi elleriyle yaptıkları taçlar, pekmez, farklı türdeki baharatlar ve elyazmaları hoşuma gitti.  Meğer köyün tamamını gezince yerli halkın yani Şirince’nin gerçek sahiplerinin itile itile ancak köyün girişinde kendilerine yer bulabildiklerini anladım. Tıpkı halk pazarlarında tezgah alamayıp pazarın sonuna ya da başına tezgah açan köylüler gibi…

 

Papatyadan taç satan köylü teyzeleri geride bırakıp Şirince’nin içine girdikçe durumun ne kadar vahim olduğunu kavradım. Renkli renkli evler, dar ve taşlardan örülü sokaklar pekala güzeldi. Belediye, satıcıları düzene koymak için sıra sıra dükkan inşa edip kiraya vermiş, fakat bu düzen satıcıların pek hoşuna gitmemiş olacak ki dükkanların bir çoğu boş kalmış. Köy evlerini dükkana çeviren şarapçılar, adım başı sizi karşılıyor ve Şirince’nin meşhur şarabını satmaya çalışıyor. Hepsinin ağzında aynı  cümle: “Tatmak bedava”

 

Antalya’da kapalı halk çarşısı olarak bildiğimiz, İstanbul’da ise yine kapalı çarşı olarak tarif edilebilecek, üstleri kapalı, yan yana sıralı dükkanlarda ise fason diye tabir ettiğimiz, kötü kalitede, ikinci giymede cart diye yırtılabilecek turistik ürünler kendine yer bulmuş. Yahu biri bana açıklasın; Şirince’ye giden biri neden orada Nike marka tişört alsın. Satan kadar, onu orada sattıranda da kabahat var.

 

Kapalı çarsıda ilerlemeye devam ediyorum. Sıcak şarap satıcılarının, “Abi buyurun, şarap verelim, Türk kahvesi verelim, olmadı çikolata verelim” ısrarı gına getiriyor, ama yapacak bir şey yok; Burası Şirince…

 

Kapalı çarşının ardından Şirince’de kalanların konakladığı 3-5 pansiyonu yerinde gezmeye karar veriyoruz.  Beni benden alan kısma geldik. Çok güzel bir pansiyondayız.  Pansiyonun bahçesi vatandaşa açık, fakat gelin damat fotoğraf çekimi için geldiyseniz girişte 150 TL ödeyeceksiniz. Lakin pansiyonun çevresi fotoğraf çekimine çok uygun da bunu ticarete dökmek ne derece etik bilemedim. Ve Şirince’yi  kısmen gören bir pansiyondayız. Mobilyalar eskitme, ahşap merdivenden çıkarken gacır gucur ses geliyor. İçerde hoş bir odun kokusu var. Bu mütevazi pansiyonun fiyatını soruyorum. Resepsiyonist 2 kişinin tek gece için 450 TL ödediğini söylüyor! İki kişi tek gece 450 TL!  Sadece bu kadar mı diyorum. “Evet ama kahvaltı dahil” diyor resepsiyonist. Neyse en azından 450 TL verip bir de kahvaltı yapabilirsiniz Şirince’de.

 

Pansiyon fiyat şokunu atlatmak için bir an önce oradan çıkmak istiyorum. Tekrar köye iniyoruz. İlginç bir tabela dikkatimi çekiyor. WC 1.5 TL! Köylük yerde tuvalete para vermek de varmış bu hayatta. Köy sosyetik olursa olacağı bu tabi. Derken arkadaşlarla yemek yiyoruz. Neyse ki yemekte bir maraz çıkmıyor. İzmir ve Şirince’ye özgü ağırlıklı olarak sebze türü yemekler yiyoruz. Ebegümeci dediğimiz bir ot ikram ediliyor. Açıkçası şaşırıyorum. Neredeyse yürümenin bile ücretli olduğu köyde böylesi bir ikram bizi duygulandırıyor.

 

Arkadaşlar şarap alıyor, biraz daha turluyoruz köyü. Renkli evleri, dar sokakları ile hafızamda yer ediyor şirince, ama bir yandan da diyorum ki, “Keşke dünya burayı tanımasaydı. Keşke sadece bizim olarak kalsaydı. Keşke burayı turistik bir çarşı haline getirmeselerdi.” Umarım Şirince, adı gibi şirin olduğu günlere bir an evvel geri döner.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok