Antalya
02.02.2018
A

İzlememiş olanlara ısrarla öneririm; “Kekexili” (‘Kekeşili’ diye okunuyor. İngilizce adı “Mountain Patrol”) adlı bir film var. Gerçek olaylardan yola çıkılarak yazılmış senaryosuyla şaşırtıcı bir hikâye olduğunu söylemem lazım. Ulusalcılık, milliyetçilik falan tartışacaksanız, önce bu filmi izleyin derim.

 

Konusu şöyle: Tibet’te ulusal varlıklardan biri olarak görülen, ancak postu için insafsızca avlanan Tibet antiloplarını korumak üzere bir korucu ekibi kurulur. Antilopların popülasyonu avcılık yüzünden 1 milyon civarından 10 bin civarına kadar düşmüştür. Film bu korucu ekibinin ve üyelerinin başından geçenleri anlatıyor. Film çok şiddetli bir gerçekçilik anlayışıyla çekilmiş. İzlerken “bütün bunlar geyikler için mi!?!” demekten kendinizi alamıyorsunuz.

 

Bu filmi hatırlamamın nedeni, Türkiye’de pek çoğumuzun şu günlerde sorduğu soruyu benim de soruyor olmamdır; hayvancılığımız ne olacak?

 

Soruyu düşünürken filmde ülkelerini “ülke” yapan ulusal varlıkları korumak için hayatlarını ortaya koyan insanların adanmışlıklarını hatırladım.

 

Adanmışlık

 

Vardığım sonuç şu: Türkiye’de hayvancılıkla ilgili ilerleme kaydetmek istiyorsak, benzer duygularla; bir nevi “adanmışlık” hissiyle çalışacak devlet memurlarına muhtacız.

 

Neden mi? Geçtiğimiz günlerde Antalya’da, Hayvancılık Genel Müdürlüğü tarafından, hayvancılıkla ilgili bir çalıştay düzenlendi.

 

Çalıştayda yapılması gereken şeyler tek tek sayılmış: meralardan, finansmana; işletme ölçeklerinden, ruhsat problemlerine; aile çiftçilerinin desteklenmesinden, envanter çıkarılmasına; ıslah meselelerinden, piyasaların regülasyonuna kadar gerekli olan hemen her şey düşünülmüş…

 

Bu başlıklar arasında en çok ilgimi çeken şey, envanter konusu oldu.

 

“Ölçemediğin şeyi yönetemezsin”

 

Türkiye’de istatistik konusunda en sorunlu sektör herhalde, tarım sektörüdür. Sağlıklı istatistikleriniz yoksa kaynaklarınızı, personelinizi doğru şekilde yönlendirmeniz mümkün olmaz. Ünlü Yönetim Bilimcisi Peter Drucker’in sözünde anlatıldığı gibi: “Ölçemediğiniz hiçbir şeyi kontrol edemez, kontrol edemediğiniz hiçbir şeyi de yönetemezsiniz.”

 

Doğru düzgün ölçmek zorundasınız. Nerede kaç baş hayvanınız var, bunlardan hangisi süt ırkıdır, hangisi et ırkıdır, hangi bölgede kaç işletme var; bunların hangileri optimum ölçeğin üzerindedir, pazarın değişkenleri nedir, hangi işletme pazara yakındır, hangisi uzaktır vb çok sayıda bilgiyi düzenli olarak güncelleyebilecek networkünüz olmak zorundadır.

 

Ulusal ölçekte, o networkün adına devlet deniyor.

 

Bu ifadelerden “hayvancılık dediğiniz zaman devlet yok” anlamı çıkmasın. Bilakis yukarıda anlattım, devlet düzenlediği çalıştayda eksikleri, sorunları neredeyse hatasız şekilde tespit etmiş; neler yapmak gerektiğini sıralamış, muhtemelen iş bölümü bile yapılmıştır.

 

Mesele arazide bütün hayvanlarımızın her bir memesini tek tek tanımaya istekli devlet memurlarımız var mı? Yok mu?

 

Bu topraklara aşkla bağlı devlet memurlarımız var mı? Yok mu?

 

7 milyar dünya nüfusu bir olup üstüne gelse bu ülkenin hayvancılığını ayağa kaldırmaya yeminli yurt sevdalısı memurlarımız var mı? Yok mu?

 

Herkes bunu cevaplasın.

 

Kendi kendinize verdiğiniz cevap, ülkemizin ahvalini gösteriyor.

 

O güzel ahlakı nerde yitirdik?

 

Geçmişte Anadolu’yu at sırtında köy, köy; mezra, mezra dolaşıp pancar ekilişini organize eden; bazen göreve çıktıktan bir, bir buçuk ay sonra evine dönebilen; hiçbir görevinden bitlenmeden dönemeyen, bunlara rağmen işini en iyi şekilde yapmak için yanıp tutuşan devlet memurları gördü bu ülke.

 

Yani kimse “imkânsız” demesin, olabiliyor.

 

“İmkânsız” diyeceğinize, o güzel insanların o güzel ahlakını nerede, nasıl kaybettik? Onun cevabını arayın.

 

Türkiye’de hayvancılık namına neyimiz var neyimiz yok öğrenmemiz şarttır. Bunun için de kapı, kapı dolaşıp mevcudu tespit etmemiz gerekiyor.

 

Yoksa düzenleyeceğiniz yüzlerce başarılı çalıştay olabilir ama sadece çalıştaylarla bir yere varamazsınız.

 

Orada elde ettiğiniz bulguları işleyecek, sahada onların izlerini oluşturacak insan emeği lazım. O insan emeğini sürekli kılacak sisteminiz olmalı, üstelik o sisteme ve sistemin götürdüğü yere de inanmış kadrolarınız olmalı.

 

Sistem dediğimiz de öyle atla, deve değil; ahlak anlayışından bahsediyorum… Kekexili’yi hatırlamamın nedeni budur.

 

Şuna da titizlikle işaret etmek lazım tabi; çalıştaylarda, akademide tespit edilen sorunlar ve önerilen çözüm yolları hakkında siyasi otoritenin kararlılığı şarttır. Siyasetin belirlediği yolda yürürsünüz. Onlar iki yılda bir yön değiştirirse, her şeyden önce o inanmış memurlarımıza yazık olur. Var iseler.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok