Antalya
16.01.2018
A

Japonya’da zirai karantina alanında çalışıp dururken istifa edip babasından kalma 55 dönümlük arazide konvansiyonel tarım yöntemleri kullanmadan yetiştiricilik yapan Masanobu Fukuoka’nın çiftçilik manifestosu, “Ekin Sapı Devrimi” adlı kitapta detaylarıyla anlatılıyor.

 

İşi gereği kimya ile içli dışlı olan sevgili bir dostumun önerisiyle okuduğum bu kitabı, tarımla ilgiliyim diyen herkese önemle tavsiye ediyorum. Lütfen edinip okuyunuz.

 

Bu işlere kalkışmadan önce bir tür kişisel aydınlanma yaşadığını anlatan Fukuoka, modern dünyanın insanı ezen tabiatına, karşı duran bir anlayış benimsiyor.

 

Bunu yaparken doğuya özgü bir itidal ile davrandığını da eklemem lazım. Öyle başkaldırı şeklinde bir tavır sergilemiyor yani.

 

İşin bilimsel tarafında da çalışmalar yapmış biri olarak belki binlerce yıl önce keşfedilmiş bulguları yeniden keşfederek uygulamış.

 

“Hiçbir şey yapmama tarımı”

 

Fukuoka, önerdiği yetiştiricilik yöntemini, şu direktiflerle özetliyor:

1) “Doğanın bitkilerle ilgili işleyişine olabildiğince az karış! Ben bu tür tarıma ‘Hiçbir şey yapmama tarımı’ diyorum.”

2) “Yumuşak müdahalelerle arazi üzerinde yetiştirmek istediğin bitkinin önünü aç.”

3) “Üretim sırasında neyin dost, neyin düşman olduğuna karar verirken tabiat dışında hiç kimseyi dinleme! Çünkü büyük çoğunluğu yalan söyler.”

4) “Toprağa vurduğun her metal darbesi, seni hasada esir eder. Hasada esir olma.”

 

Fukuoka bir kısmında pirinç ve bir grup sebze; bir kısmında da narenciye yetiştirdiği arazisinde toprağı sürmüyor. Pirinç yetiştirirken fideleri su havuzlarında bekletmiyor. Yabancı ot mücadelesi yapmıyor, hiç kimyasal gübre vermiyor ve hiç bir kimyasal ilacı da kullanmıyor. Bütün bunları yapmadığı gibi hiç mazot harcamasına da gerek olmuyor. Girdi dediğiniz zaman tek kalemden bahsediyor: işçilik. Onu da kendisi ve birkaç takipçisiyle yapıyor zaten. Öyle onlarca işçi falan söz konusu değil.

 

Dolayısıyla girdi maliyetlerinden söz etmenize neredeyse gerek kalmıyor. Kitabın bir yerinde ayda 35 dolar harcadığından bahsediyordu. 150 TL falan ediyor herhalde, bugün.

 

Verim ve kalite karşılaştırması

 

Buna rağmen konvansiyonel üretim yapan komşu arazilerden alınan hasada eşit düzeyde rekolte rakamları elde ediyor. Üstelik ürün kalitesi birinci sınıf…

 

Teknik açıdan baktığımız zaman Fukuoka’nın önerdiği yöntemlerin aslında binlerce yıl önce uygulanan, basit kültürel yöntemler olduğunu görüyoruz. Ama bu yöntemlerin çoğu uzun zamandır terk edilmiş. Artık kimseyi kolay kolay toprağını işlememesi yönünde ikna edemezsiniz.

 

Ancak Fukuoka, toprağı sürmenin topraktaki ekolojik dengeyi bozduğunu; bu nedenle bir simülasyon yaratmak zorunda kaldığımızı ve suni müdahalelerle o simülasyon için çırpınıp durduğumuzu söylüyor.

 

Halbuki kendi haline bıraksak, her şeyi kolayca yoluna koyan bir süreç söz konusu!

 

Tabi Fukuoka’nın sık sık yaptığı bir uyarıyı da atlamamam lazım; diyor ki, “Bahsettiğim uygulamalar, benim arazimde uygulandığında çok iyi sonuçlar verdi çünkü bu arazide sayısız denemeler gerçekleştirdim. Bu bulguların dünyadaki başka bir arazide işe yaramayabileceğini akılda tutunuz!”

 

Yani diyor ki; herkes kendi arazisinin dilini, doğasını derinlemesine öğrenirse ve arazisinin taleplerine doğru karşılıklar verebilirse, kendi arazisinde hiçbir şey yapmama tarımı uygulayabilir.

 

Üstelik verim ve kaliteden ödün vermeden.

 

Yöntemin eleştirisi

 

Tabi, 55 dönümlük arazide beklentiler doğrultusunda elde edilen bu örnek başarının mesela 1000 dönümde nasıl sonuç verebileceğini tartışmak gerekir. Çünkü ölçek büyüdükçe, arazinin bir ucuyla diğer ucu arasında iklim farkları bile söz konusu olabilir.

 

Bu eleştiri sadece mesafeyle ilgili. Fukuoka’nın önerdiği yaklaşım, bunun gibi sayısız etken açısından eleştirilebilir.

 

Çünkü eğer her arazi eşsiz ise -ki öyledir- sayısız farklı yetiştiricilik yaklaşımını ayrı ayrı geliştirmek gerekir.

 

Daha önceki bazı yazılarımızda da değindiğimiz önemli bir konu burada da çıkıyor karşımıza; kapitalist dünya düzeni, benzersizlikler üzerinde ilerlemez. Tam tersine aynılıklar üzerinde ilerler.

 

Yani sizin piyasa düzenine sunduğunuz bir uygulama, dünyanın herhangi bir yerinde ve her hangi bir zamanda tekrar tekrar uygulanabilir olursa geçerlilik kazanır. Yoksa o uygulamayı gerçekleştirecek olan araçların fabrikalarda üretilmesi ve piyasada sürüm yapması mümkün olmaz.

 

Çok sayıda üretilmeyen ve çok sayıda satılamayan bir şeyin de modern hayatta yeri yok. Çok keskin ve net bir gerçek.

 

Dolayısıyla Fukuoka’nın yaklaşımı bazı devrimci bilim insanlarının ve gerçeği arayan ışık dolu genç ziraatçıların ilgisini çekebilir ancak bunun ötesine geçmesi için önce dünyadaki başka şeylerin değişmesi gerekir.

 

Düşünsenize; mazot yakmıyorsunuz, gübre, ilaç ve benzeri hiçbir suni girdiye para vermiyorsunuz, ürün miktarı ve ürün kalitesinde de standart beklentileri yakalıyorsunuz!

 

Tam da yeterlilik gösteren, doğal, küçük tarım işletmeleri modeli, değil mi!

 

Tam da küçük işletmeleri tamamen yok etmek isteyen en büyük girdi şirketlerinin daha da büyümek için birleşmelere yöneldiği şu zamanda!...

 

Organik tarım diyenlere önemli bir uyarı!

 

Bu yazı, organik tarımın ideolojik ve siyasi bir duruşu tamamladığını düşünen ve ama meselenin yukarıda değindiğimiz odaklarıyla hiç ilgilenmeyen kimselere bir uyarı olsun; kardeşim boş işlerle iştigal ediyorsunuz. Organik tarım uygulanabilirliği olmayan bir safsatadır, yalandır.

 

Organik tarımın ne olduğu ve ne kadar uygulanabilir olduğu hakkında iki adet link paylaşıyorum; lütfen inceleyip kanaatinizi gözden geçiriniz… Birincisi Resmi Gazete linki, Türkiye’de organik tarımı düzenleyen mevzuattır. İkincisi de Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun organik tarımı tanımlayan ve tarif eden sayfasıdır.

 

Türkiye’deki şartların üzerinde bile durmuyorum. Kontrol mekanizmalarının bile uygulanabilirliği olmayan bir ülkede, yetkili kontrol kuruluşlarından falan bahseden mevzuatı iyi inceleyin.

 

Misal, Antalya gibi yoğun tarım yapılan bir bölgede acaba kaç memurumuz bu denetim işiyle görevlendirilebilir?

 

Kaba bir tahminle Antalya’da 30 işletme organik tarım yapıyorum dese yarısını denetlemeye vaktimiz yetmez.

 

Neyse… Benim bütün derdim, duyarlılık geliştirmiş aydın insanlarımızın bu duyarlılıklarını fuzuli mecralarda harcıyor olmasıdır. Hiçbir duyarlılığı küçümsemiyorum. Bilakis çok önemli buluyorum. Ancak önemli bulmakla bir yere varamadığımız ortada. Daha etkin, daha anlamlı; halk için, insanlar için daha pratik faydalar üreten hususlara odaklanmalıyız.

 

30 yıl sonra dünya nüfusu 9 milyara ulaşacak. Gıda tröstleri orta ölçekli tarım işletmelerine bile tahammül edemez hale geldi çoktan ve korkunç bir bağımlılıkla terbiye edilen kalabalık bir insanlık hali geliyor. Bizlerse pek farkındaymışız gibi durmuyoruz. Fukuoka’nın kitabını okumamız ve okunduktan sonra da bir adım ötesine geçmemiz lazım.

 

Ha! Unutmadan, temennim şu; o tröstlerin boynu, kendi ağırlıklarının altında kalsın.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok