Antalya
10.01.2018
A

Liseden sonra birkaç yıl gereksiz taramalar yaptım. Tekrar üniversite sınavına girdiğimde ikinci tercihim Gazi Üniversitesi Özel Eğitim Bölümüydü. Sonuçlar açıklanınca Özel eğitim bölümünü kazandığımı öğrendim ve çok sevindim. O yıllarda Özel Eğitim pek bilinmeyen bir bölümdü sadece 3 üniversitede mevcuttu ve aldığı öğrenci sayısı çok kısıtlıydı. Halk arasında da bilinmediği için nereyi kazandın oğlum diye soran tüm büyüklerimize bölümü ve mezun olunca hangi alanda çalışacağımı açıklamamam gerekiyordu. Açıklama yapınca üzülenler bile olmuştu hala hatırlıyorum. “Çok zor bir iş oğlum”, “Başka bölüm yok muydu tercih edecek” gibi cümleler de duydum o dönemler… Okula başladım, dersler vb. her şey yolunda istediğim ve sevdiğim bir bölümü okuyorum. Dersler ilerledikçe edindiğimiz bilgiler, kazandığımız beceriler inanılmaz güzel. Başka öğretmenlik bölümlerinden farklı olarak tanılara, gelişimsel ve psikolojik problemlere daha yakınız, öğreniyoruz. 2. Sınıfa geçtim. Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Özyürek hocamızdan Davranışçı Model, Uygulamalı Davranış Analizi (UDA/ABA) anlattığı bir ders alıyoruz. Aynı yıl bir tıp fakültesinde tanıdığım başka bir saygıdeğer hocam Disleksi tanısı aldığını söylediği bir öğrenciye destek olmamı söyledi. Öğrenci 2. Sınıfta okuma yazma öğrenmekte zorluklar çekiyor, gelişimsel problemleri mevcut. Öğrenciyi bilgim düzeyinde değerlendirdim ama benim aklım Disleksi’de. Bölümde aldığımız derslerde bazen duyuyoruz ama sadece anlamını biliyoruz. Söylerken gizemli herkesin anlamını bilmesi mümkün değil, Disleksi’si olan bir öğrenci ile çalışıyorum, diye söylemek bile çok havalı, kendimi öğretmen gibi değil hekim gibi bile hissettiriyor. Acayip havalardayım. Aynı hava ile giderek bu durumu Mehmet Hocama aktarmak istiyorum. Hem ondan ne yapacağım ile ilgili tavsiyeler alacağım hem de Disleksiden etkilenmiş bir öğrenci ile çalıştığımı anlatacağım kendisine. Öğrencilik işte… Mehmet Hocam derste ara verince hemen yanına gittim. Çok havalı hissediyorum kendimi hemen konuşmaya başladım “Hocam ben Disleksi’si olan bir öğrenci ile çalışmaya başladım, bana yardım eder misiniz” dedim, Mehmet Hocam daha fazla konuşmama izin vermeden şunu söyledi “Disleksi’yi Boş ver”, öğrenci neyi yapıyor neyi yapamıyor onu söyle bana” dedi. Anlattım neler yapabileceğimi anlattı bana ama hiç Disleksi geçmedi konuşmalarında… Sonra anladım; Mehmet Hocam derslerinde engelli bireylerin genel gruplar içerisinde yer alan tanıları ile ilgili şeyler öğretmek yerine; tüm gruplarda, tüm tanılarda, tüm davranış problemleri gösteren bireylerde, tüm hayatta etkili olacak bir “Altın Anahtar” veriyordu bize ama o zaman farkında değildim. Alanda daha çok çalışınca anladım, tüm tanılar ile ilgili bilgiler edinince anladım. Başka meslekten arkadaşlar ile çalışınca anladım, hekim arkadaşlarla yoğun çalışmaya başlayınca anladım ki; bu Altın Anahtarı iyi bilir ve iyi uygularsak başarılı olamayacağımız öğrenci yok hem de tanılardan bağımsız olarak… Ben yıllardır Mehmet Hocamdan aldığım o Altın Anahtarı şimdi elimden geldiğince çalıştığım ailelere vermeye çalışıyorum, daha kolay bir hayatları olması için, elimden geldiğince çalıştığım öğretmen arkadaşlara vermeye çalışıyorum daha iyi öğrenciler yetiştirmeleri için… Hem fazla tanılarla gizem içeren konuşmalar yapmakta pek havalı değilmiş, problemleri hızlıca çözmek daha önemliymiş aslında bize ve ailelerimize de bu lazımmış… Prof.Dr. Mehmet ÖZYÜREK Hocama Saygılarımla…

Paylaş
ETİKETLER:
Yok