Antalya
22.12.2017
A

Değerli okurlar, hükümetin yani devletin 12 Aralık’ta gerçekleşeceğini söylediği müjdeyi hepimiz haftalar öncesinden duyduk.

 

Duyduk ama herkesi böylesine sevinç içinde bırakacak bir mucize gerçekleşeceğini, samimi diyorum; aklımın ucundan geçirmemiştim.

 

Evet. Mucize gerçekleşti ve ekonomimiz üçüncü çeyrekte yüzde 11,1 oranında büyüdü.

 

Bu dehşet verici büyüme rakamının şu şartlar altında dünyada emsali yok. Çin, Rusya, Kore, ABD falan hikaye… Dünya şampiyonuyuz.

 

Vatandaş da şaşkın! Çulsuz futbol fanatiğinin eve dönüşünü anlatan karikatürdeki gibi; adam futbol maçından eve gelmiş, hanımı da kapıyı açmış konuşuyorlar; “Hanım kupayı aldık, koltuklar nerde?” hanımı da cevaplıyor; “Haciz geldi bey, kupa nerde?!”

 

Vatandaş kupayı görse ekonomide büyüme falan inanacak da… Kupa yok meydanda.

 

Müjdenin haberi, bilimsel olarak kesinlikle örtüşmüyor ama tam da Merkez Bankası brüt rezervlerinde son 30 yılın en büyük haftalık düşüşü yaşandıktan 12 gün sonra geldi.

 

Rezervlerimizdeki korkunç düşüşün miktarı 6,5 milyar dolar ama merak etmeyin ekonomimiz coşmuş durumda; büyüme % 11,1…!

 

O bizimse, bu kimin? Bu bizimse o kimin!?

 

Arkadaş o Merkez Bankası kimin?! Bu ekonomi kimin?!?

 

Eğer rezervinde dolar kalmamış merkez bankası bizim merkez bankasıysa, ekonomideki büyüme nasıl %11,1 gibi Çin’e falan nal toplatacak düzeye geliyor?

 

Yok, ekonomi harbiden % 11,1 oranında büyüdüyse merkez bankası nasıl olup da bir haftada 6,5 milyar dolar rezerv kaybediyor?

 

Borç mu ödedik? Kredi mi dağıttık? Silah mı aldık? IMF’ye borç mu verdik? İtibar sarayları mı yaptırdık? Yoksa o 6,5 milyar dolarla büyüme rakamlarına birkaç gün içinde yansıyacak aksiyonlar mı satın aldık? Nedir?

 

Nereye gitti bir haftada 6,5 milyar dolar?

 

Cevap beklediğimizden değil ama sormak farz olduğu için… İnsan olmanın, vatandaş olmanın, yurttaş olmanın farzı.

 

Bu muazzam çelişkiyi anlamak üzere hemen hemen her mahallede birer komisyon kuruldu. Esnaf odalarında, köy kahvelerinde, taksi duraklarında, evlerin oturma odalarında falan hep bu mevzu konuşuluyor.

 

Bu arada tarımdaki büyüme daha mütevazı oranda kalmış. Yüzde 2,8.

 

Tabi bizler ne genel ülke ekonomisinde ne de tarımda büyümenin nasıl ölçüldüğünü bilmiyoruz. Dolayısıyla konuyla ilgili vatandaşların yapabileceği fazla bir şey yok.

 

Hiçbir kontrol, denetim, sorgulama, karşılaştırma yapma şansımız olmadığı için ya önümüze konan büyüme rakamlarına inanacağız; ya da aynı nedenlerle yani hiçbir kontrol, denetim, sorgulama, karşılaştırma yapma şansımız olmadığı için inanmayacağız.

 

Dikkat ederseniz, bu konuda bile keskin bir çizgiyle ayrılmış iki taraftan birinde yer almak zorundasınız. Sosyal anlamda parçalanmadan üzerinden geçtiğimiz hiçbir meselemiz olamıyor.

 

Ülkeyi, toplumu parçalamak için daha iyisini kurgulamak imkansız. Neyse.

 

Tarım mı? İşler mutlaka yürür

 

İnsanlar en kötü şartlar altında bile gıda tüketmeye devam ettikleri için tarım sektörü bir şekilde işleyişini sürdürüyor. Savaş hali, su kıtlığı, ithalat ambargosu gibi şeyler olmadıkça; yavaşlasa, tökezlese, kısa süreli durgunluklara düşse bile işler hep devam eder.

 

Hatta küçük aile işletmelerini yok etseniz bile işler gene devam eder. Yeteri kadar domates yetiştirilir; yeteri kadar biber üretilir.

 

Ama zaten bizim derdimiz yeteri kadar gıda üretilip üretilmeyeceği değil. Halk talep ettikçe yahut ithalatçılar talep ettikçe bir üreten elbette bulunur.

 

Bizim derdimiz kimin üreteceği; yaşamını, geleceğini bu işle kurgulamış milyonlarca insanın üretmeye devam edip etmeyeceği meselesidir.

 

Küçük tarım işletmelerinde istihdam edilen çiftçimiz, üreticimiz, üretime devam etme konusunda birçok farklı etkene karşı direnmeye çalışıyor.

 

Muhafazakâr değil, yoksul

 

Mesela sürekli gelişen teknolojinin ilave yatırım maliyetlerine karşı direniyor. Çoğunuz bunu yeniliklere karşı geliştirilmiş muhafazakar bir tutum olduğunu zannediyorsunuz, biliyorum. Adamlar muhafazakardır belki ama bu tutumun nedeni muhafazakarlık değil. İkna olmuş hiçbir çiftçinin yeni bir tekniği üretim süreçlerinde kullanmaktan çekindiğini görmedim. Yeter ki o yeniliğe yatıracak parası olsun.

 

Mesela küçük çiftçiler, tarımsal üretimi her şeyden azami tasarruf edilen çok büyük ölçekli işletmelere kaydırmaya yeminli devasa sermaye gruplarına karşı direniyor.

 

Bu sermaye grupları kârlılığı azami düzeye çıkarmanın imkânlarına sahipler ve rekabet konusunda rakip tanımıyorlar. Hâlbuki aile işletmelerinin o düzeyde rekabet etme şansı olmayacak. Sermaye adım adım, parsel parsel geliyor.

 

Küçük üreticilerimiz aile işletmelerini sandıkta sadakat timsali bir oy deposu olarak gören siyasetçilerin yarattığı baskıya karşı da direniyor. Bütün destekleme ve teşvik programlarının siyasi kaygılarla kurgulandığı “öldürmez süründürür” sisteme karşı direniyorlar…

 

En fenası da çiftçiyi, köylüyü bütün kurtuluş teorilerinden dışlayan; o insanları bir takım yaftalarla kategorize ettikten sonra saydığımız bu baskı odaklarının insafına terk eden “aydınlara” karşı direniyorlar. Onurlu, gururlu insanlar olduklarını anlatabilmek için çabalayarak.

 

Aydınların tavrı sadece çiftçilerle ilgili değil; bütün emekçilerimiz için sabittir. Aydınların dolaştıkları yerlerde sizler de dolaşamıyorsanız, dikkatlerini çekmeniz zor.

 

Eh! Onlar da sizin dolaştığınız yerlerde gezmezler, pek!

 

Aydınlarımız da dâhil herkesin yiyip içtiği gıda ürünlerini üretenlerle beraber, bıkmadan, usanmadan neyi, nasıl ürettiğimizle ilgili anlatmamız gerekiyor. Bu işler nedir, nasıl yürür anlatmamız gerekiyor.

 

Oturduğu masadan gıdayla, tarımsal üretimle ilgili fikir kurgulayıp birbiriyle paylaşan aydınlara itibar etmememiz; tüketiciyi de bu minvalde yararsız, dayanaksız bilgi üretip duran mesnetsiz bilgi kaynaklarına mahkûm bırakmamamız gerekiyor.

 

Küçük çiftçinin, tarımsal üretim yapan küçük aile işletmelerinin ne olduğunu; neden Türkiye toplumunda çok büyük önem taşıdıklarını; ülke ekonomisinde paylaştıkları yerin neden herkesin zannettiğinden daha büyük ve önemli olduğunu anlatmamız gerekiyor. En çok da sesimizi duyup, yeniden üretecek ve daha büyük kalabalıklarla paylaşacak olan gazetecilere…

Paylaş
ETİKETLER:
Yok