Antalya
18.12.2017
A
GÜNCEL , RÖPORTAJ , SEKTÖREL
Türkiye için yüzde yüz yerli rüzgâr
Türkiye için yüzde yüz yerli rüzgâr

Röportaj: Işık TUNÇEL Yenilenebilir enerjiye yıllarını veren Türkiye’nin ilk yüzde 100 yerli rüzgâr tribünü üreticisi Ahmet Cem Yalçın ile sektörün sorunlarını konuştuk. Ülke genelinde rüzgâr potansiyelinin sadece yüzde 11’nin değerlendirildiğini vurgulayan Yalçın, yerli üreticinin ise rüzgâr tribünü üretimi pazarındaki yerinin yüzde 1 dahi olmadığını söyledi Türkiye’nin ilk yerli rüzgâr tribünü üreticisisiniz.  Üretim hikâyenizden başlarsak bize bu yolculuğu anlatır mısınız? 1993 yılında şirketimizi kurduk. 2003 yılında da rüzgâr türbini teknolojileri geliştirmek amacıyla AR&GE çalışmalarına başladık. Ülkemize 3 KW’lık ilk rüzgâr türbini uygulamasını Söke’de bir radyo link için uyguladık ve bu doğrultuda 100’ün üzerinde benzer güçte projeyi hayata geçirdik. Elbette bu süreç sancılı oldu. Devlet yönetmeliği koyuyor ve yerli yatırımcıya gel akredite ol diyor. Ama standart kurumunuzda böyle bir akreditasyon yok. O zaman üretiminize kilit vurup çıkın. 6-7 yıl canla başla üretim için çalışın insan yetiştirin para harcayın sonra karşınıza böyle bir sürpriz çıksın. Yapıyorsunuz ama yerine koyamıyorsunuz. Bu kabul edilir bir durum değildi. 2005 yılında şebekeye bağlı tribünümüzü yaptığımızda ki o zaman Hilmi Gürel zamanıydı ve rüzgârla ilgili ilk kurallar yeni gelmişti. Yatırımcılar olarak çok sevindik. Ancak bir yıl içinde lisanssız sektör için rüzgâr türbini üreticisinden TSE 61400 belgesinin istendiğini öğrendik. Sertifika almak için TSE’nin yolunu tuttuk. Orada bizi büyük bir sürpriz bekliyordu. Devlet %50 hibe veriyor. Tribünü yapıyorsunuz. Yerine koyuyorsunuz şebekeye bağlama izniniz yok. TSE yetkilileri kurumlarının böyle bir akreditasyonu olmadığını söyledi. Akreditasyonu olmayan kurumumuz bize bu sertifikayı nasıl verecekti? Nereden alırız sorumuza cevap da alamadık. Biz de Türk Loydu’nun bu yönde bir belgelendirme çalışması olduğunu öğrendik. Bizi 780 kriterden geçirdiler. Kısa bir süre içinde TS EN 61400-1/22 sertifikasyon sürecini tamamladık. Türk Loydu bize büyük mühendislik bilgilerini paylaşarak destek verdi. 2012 yılında ilk kez tribünleri şebekeye Türk Loydu sayesinde bağladık. Daha sonra TSE’yi çağırdık. TSE de bu sertifikayı referans alarak bize TSE 61400 belgesini verdi. Artık akredite olmuştuk. Yenilenebilir enerji kaynaklarında öncü üretici olmanın zorlukları nelerdir? Northel olarak ilk yüzde 100 yerli türbin üreticisi olmaktan gurur duyuyoruz ancak bu ağır bürokrasi olmasa ülkemizde çok daha büyük güçte ve hızlı hareket edebilecek bir yatırımcı potansiyeli var. 7 senedir Ayvalık’taki tesisimizde çok yoğun bir üretim, tasarım, bürokrasi ile bitmeyen bir ‘dans’ sürecinin ardından gelinen bu nokta elbette bizim için yetersiz. Şu ana kadar bürokrasi ayağını tamamlamak adına 94 klasör, 185 kg ağırlığında evrak hazırladık. Ülkemizde bürokrasinin engellediği önemli bir üretim ve yatırım kapasitesi var. Her proje için onlarca klasör hazırlanması, EPDK ve Ankara’daki başka birimlerden izinler alınması, heyetlerin gelip kabuller yapması hem yatırımcı için usandırıcı  hem de yerli üretimi teşvik etmekten uzak bir süreç. Her türbin, her proje izni için aylarca uğraşmak yerine, enerji ve potansiyelimizi, teknik açıdan nasıl  mükemmelleşebiliriz ona odaklanmalıyız. Türkiye’de pazar kimin elinde? Yabancı yatırımcılar rüzgâr tribünü konusunda ülkemizde maalesef bizden çok ilerde. Yaklaşık 10 firma ülkemize gelmiş bizim rüzgârımızla 6400 MW’lık tribün kurmuşlar. Neredeyse 3 bin adet tribün kurulu ve ülkemiz bu ithalatı 7.5 milyar Avro ile gerçekleştirdi. Biz yerlileşme fikrini sonuna kadar destekliyoruz ama gidip makineyi yurt dışından alacaksak bunun neresi yerlileşme oluyor?  Yine dışa bağımlı oluyoruz. Yabancı yatırımcının şöyle de bir avantajı var yurtdışından akreditasyon belgesini alıp geliyor ve tribününü bağlanıyor. Bizim gidip başka bir ülkeden kendi ülkemizde denklik içeren bir akredite yapısı olmadığı için böyle bir belge alma şansınız yoktu. Yabancı yatırımcılar TSE’nin 61400 belgesini kendi ülkesinde onaylatıp gelip tribünü kuruyordu. Sertifika yetkisi olan yabancı firmalar ise sertifika almak istediğimizde sertifika başına neredeyse 300 bin TL istiyor. Biz bu işi yerli üretimle ve kendi ülkemizde yapacaksak; kendi ülkemizin kurumları bu sertifikayı verecek yeterlilikte olmalı. Biz 2007’den 2017’ye kadar bu noktada akreditasyon belgesi bekledik. TSE önce bu konuda kendisini dünya standartlarında akredite etti. Sonra bizim gibi üreticilerin akreditesini gerçekleştirdi. Tabi bu bekleme süreci yabancı yatırımcının önü açtı. Biz ise çok geride kaldık. Yerli üreticinin önünü ne tıkıyor? 2005 yılında rüzgâr tribünleriyle ilgili bakanlığın hazırladığı düzenlemeyle yaklaşık 20 üretici sektöre girdi. Ne yazık ki geçen 10 yıl zarfında bu yerli üreticilerin hiçbiri ayakta kalamadı. Çünkü karşımızdaki firmalar 5 milyar dolarlardan 10 milyar dolara kadar yatırımı olan Dünya firmaları. Yerli firmaların ayakta kalabilmesi için entegre olup birlikte büyümemiz gerek. 2.5 ya da 4 MW’lık tribünleri yaparken aslında önceliğimiz 1 MW’lık lisanssız bir rüzgâr enerjisi üretimi ile sulama birlikleri, belediyeler, enerji kooperatifleriyle iş birliği yapılmalı. Bu işbirliği hepimizi kalkındıracak. Ne yapıp edip önce bizim bugün adı sanı bilinen 100 milyonlarca TL yatırım yapan yerli yatırımcılarla bir araya gelmemiz şart. Ülkemizde serbest pazarın uygunluğu yabancı yatırımcının elini kolunu sallayarak ülkemizde yatırım yapmasının önünü açıyor. Gümrük birliği nedeniyle yurt dışındaki tüm sertifikaların Türkiye’de kullanılmasına da izin veriyoruz. Ama yerli firmaların sertifika almasına olanak vermiyorsunuz. Bu olacak şey değil. Bir sertifikasyon yaklaşık 500 bin Avro. Sadece bir model için rakam bu. Sermaye nerede? Türk yatırımcı için bu rakamlar korkunç bir yük. Eğer bunu TSE ile yaparsanız 200 bin TL ile sertifikanızı alıyorsunuz. Dolayısıyla yerli yatırımcıya yerli üretime yönelik bir politika planlandığında önce sertifika kurumlarınızı destekleyeceksiniz. Ülkede standartlılığın ne olduğunun algısını iyi yönetmek gerekiyor. Standarda başvuracak yatırımcıların bedelinin KOSGEB gibi kurumların ödemesini sağlayacaksınız. Tüm dünyada devlet bu desteği veriyor. Yoksa yerli yatırımcının ayakta kalması imkânsız. Bireysel RES’ler için ne düşünüyorsunuz? Bireysel uygulamalarla ilgili özellikle 500 KW’nın altında bir limit belirleyip prosedürler derhal kaldırılmalı. Depolamalı sistemlere ağırlık verilmeli. Enerji satışında yani şebekeye bağlandığı zaman şuanda 10 kuruş hat iletim bedeli var. 10 kuruş hat iletim bedeli öz tüketim yapanlarda eski fiyata 2.5 kuruşa düşürülmeli. Çünkü yatırımcı fabrikasının enerjisini karşılamak amacıyla bu yola girdiyse gider bir dağın başına tribün koyar. Geri kalanını mahsup eder. Burada tüketilen enerjiden geri kalanında da satış hakkı verilmeli. Şuana kadar bu ticaret olarak kullanıldı. Esas amacımız tüketimi kontrol almak. 10 bin TL’lik elektrik tüketiyorsa onu kendi santralinden karşılayabilmeli. Ama ne yaptılar bir ampul yakan gitti dağın başına bir santral koydu bir panel koydu oradan sattı.  Sonra 80 tane firma kurdu 70-80 MW yatırım yaptı. Yanlış olan budur. Ama kendine öz tüketim yapan firmaların bağlantı görüşü kolay verilmeli.   Yerli üretici ayakta kalmak için ne yapmalı? Türkiye, yenilenebilir enerjiyle, enerji ihtiyacının yüzde 40’ını üretebilecek durumda. Onun için bunun bir orta yolu bulunmalı. En temiz, en doğru, hiç atığı olmayan, bedava bir kaynak rüzgâr ve güneş. Şuanda rüzgâr tribünlerine yatırım yapan tüm büyük yatırımcılarla bir araya gelmek zorundayız. Bir yıl içerisinde 1.5 MW iki yıl içerisinde de 3 MW tribünü yapacak potansiyel Türkiye’de var. Bu fırsatı şansa çevirmeliyiz. Ne biliyorsak tüm teknoloji bilgimizi paylaşmak zorundayız. Devletin farkındalığını sağlayacak güç biziz. Sektörel birliktelik çok önemli. Ayrıca devletin teknolojiyi geliştirmek için Rüzgâr Enerjisi Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) yapması gerekiyor. 50 MW’lık, 100 MW’lık YEKA destekleri sunmalı. Yerli üretici bu YEKA’larda kendi ürünlerini üretebilir. Bu yerli üreticinin cesaretini artıracak ve yatırıma daha büyük oranda girmesini sağlayacak. Yerli YEKA’lar geleceğimiz için olmazsa olmaz. Northel olarak ilk yerli firma olmanın sorumluluğu ile amacımız üretim sektörünün de önünü açmak. Biz Ayvalık‘taki fabrikamızdaki tecrübelerimizi herkesle paylaşmaya hazırız. Yeter ki lisanssız rüzgâr türbini üretimi konusunda pazar büyüsün. Sektörel eğitim yatırım için ne kadar önem taşıyor? Hem bizim sektörümüzde hem de diğer teknik alanlarda yetişmiş insan gücümüz henüz yeterli değil. Örneğin bizim alanımızda çalışma arkadaşlarımızın bizimle en az 3 sene çalışmış olması gerek ki sisteme tamamen hakim olabilsinler. Türkiye bu kısır döngüden ancak 1970- 1980’lerdeki mesleki eğitime dönerek kurtulabilir. Herkes mühendis olmak zorunda değil. Bize ara elemanlar gerek. Mühendisler uygulamaya yönelik eğitim almadığı için gelen insanları yetiştirmek de bizlere kalıyor. Dolayısıyla bunun aşılması gerek. Yaklaşık 20 yıllık birikimimizi ISO 900 2015 standartlarında saklıyoruz ve sektördeki herkesle paylaşıyoruz. Aksi halde bilgiyi paylaşamazsak teknolojimizi ve yatırımlarımızı geleceğe taşıyamayız.   CEM YALÇIN: Northel Enerji, imalatından tasarımına ve montajına yüzde 100 yerli 100 KW türbini şebekeye bağlayarak, kilowatt’ını 11 USD cent’ten satma hakkını elde etti. Normalde 7,3 USD cent olan satın alma garantisi, “yerli ürün” sertifikasyonu olan türbinler kullanıldığı zaman 11 USD cent’e çıkıyor. Türkiye’de bu sertifikasyona sahip ( dolayısıyla 11 cent teşvik alabilen) tek bir türbin üreticisi Northel. Biz yalnız kalmak değil çoğalarak ülkemize güç katmak istiyoruz.    

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: