Göçler, dünya siyaseti ve tarım | Körfez Gazetesi
Anaokulu öğrencileri konteyner boyadı

Anaokulu öğrencileri konteyner boyadı

Galatasaray maçı hazırlıkları sürüyor

Galatasaray maçı hazırlıkları sürüyor

Kemer’in su altı güzellikleri

Kemer’in su altı güzellikleri

Mitolojik semboller sergisi

Mitolojik semboller sergisi

140 kabin görevlisi için 21 bin başvuru

140 kabin görevlisi için 21 bin başvuru

Göçler, dünya siyaseti ve tarım
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 1 Kasım 2017 - 10:11:58

Diğer Yazıları

Ortadoğu’da terör ve savaş nedeniyle meydana gelen muazzam göç hareketi, çağlar öncesinde gerçekleşen büyük göç hareketlerine hem yönü, hem de sonuçları itibarıyla çok benziyor. Doğulular Batı’ya göç ediyor; Batı bu ani demografik hareketliliğe hazırlıksız yakalanıyor ve “Batılı değerler” dedikleri ilkeler derinden sarsılıyor…

Zaten büyük göç hareketlerine hazırlıklı yakalanamazsınız.

Dolayısıyla şu tahmini yapmak mümkün; Batı’da önemli yapısal değişiklikler gerçekleşecek. Bunun bazı işaretlerini görmeye başladık bile.

Bundan çok değil 10 yıl önce mesela Fransa’da göçmenlerle ilgili bugün uygulanan hukuki düzenlemeleri hayal bile edemezdiniz. Yahut birileri İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkacağını söylese değnekle kovalardınız meclisten. Özgürlükler (!) ülkesi Amerika’nın güney sınırına ülkeyi kuran göçmenler gelmesin diye duvar örüleceğinden bahsedilseydi, hepimiz değişik şekillerde gülerdik.

Şimdi önemli olan bu işaretleri anlamlı bir bütün halinde değerlendirip yolumuzu çizmektir. İşin dünya ticareti ve elbette tarımsal ürün ticareti açısından da etkileri oldu, oluyor. İthalat ihracat işleri mesela, uluslararası ikili veya çoklu sözleşmelerin çerçevesinden çoktan çıktı. Her ülke o gün ne lazımsa onu oynuyor, ertesi gün yeni değerlendirmeler ve yeni tekliflerle geliyor. Bunları en hızlı ve en sert şekilde tecrübe eden ülke ise Türkiye Cumhuriyeti.

 

İthalatta daha temkinli; ihracatta daha agresif

Batı dünyası milliyetçi eğilimlerin arttığı bir profil çizerken, göçmen sorunu birçok ülkede –hangi siyasi kanatta yer alırsa alsın – hükümet politikalarını da biçimlendiriyor. Meseleyi uzatmadan tarım sektörüyle bağlamak gerekirse, Batı’da artık daha korumacı ve ithal ederken temkinli; ihraç ederken daha agresif bir eğilim görüyoruz.

Uluslar artık birbirilerine ticari yaptırımlar ve ambargolar yoluyla istediklerini yaptırma yolunu seçiyor. Bugün alınan bir karar yüzbinlerce üreticiyi ihya edebiliyor veya korkunç bunalımlara sürükleyebiliyor.

Bütün bunlara onyıllardır tartışılan, gıda alanında küresel yeterlilik tartışmalarını ilave edersek şunu açıkça vurgulamak gerekir: bir ülkede tarım sektörünün izleyeceği yol; üretici, ihracatçı, ithalatçı ve siyasetçinin tam işbirliği ile çizilmeli; işler mutlak ve eksiksiz bir koordinasyonla yürütülmelidir.

Yoksa çiftçi perişan olur. Türkiye gibi temel geçim kaynağı tarım olan bir ülkede bu önermenin taşıdığı önem ve haklılığı, herhalde takdir edilecektir. Çiftçi perişan olursa çiftçi mallarıyla iş yapan bütün işletmeciler de sıkıntı yaşar. Girdi tedarikçisinden, manavına; ihracatçısından, sera işçisine; hasat işçisinden, ziraat mühendisine kadar herkes olumsuz etkilenir.

Geniş zaman kipini yadırgayanlarınız olacaktır, son derece haklılar. Bunların hepsi şu anda gerçekleşiyor.

Brexit tedirginliği

Küresel ölçekte beklenmedik gelişmelerden biri, Britanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılması kararı oldu. Bu konu tarım açısından özellikle çok önemli çünkü en büyük batılı siyasi birliğin içinde panik havası yarattı. Bu birlik aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan üreticilerimizin en babayiğit müşterisidir. O nedenle orada yere düşen bir kalem burada yüreklerimizi hoplatmalıdır.

Ama hoplatmıyor hatta pek kimse oralı bile olmuyor, ayrı konu. Biz gene de doğru bildiğimizi yazalım da…

Brexit süreciyle beraber bizden çok daha derli toplu, düzenli ve örgütlü biçimde çiftçilik yapan Avrupalı üretici, yarın nelerle karşılaşacakları konusunda büyük tedirginlik yaşıyor. Aynı şekilde Avrupalı tüketicinin de bir sürü yeni endişesi oluştu. Avrupa ülkelerinin çoğunda bütün iş dünyası sistem ve öngörülebilir iş periyotları üzerine kuruludur. Biz alışık değiliz ama o insanlar bu nedenle mutlu insanlar. Ürün perakende fiyatları, tarımsal desteklemeler, üretim planları ve hatta pazarlama stratejilerinde ortak yürüyen birçok ülkede gerek tüketiciler, gerekse çiftçiler belirsizlik ortamı oluşmasından büyük korku duyuyor. Bu korku da onları giderek sağcı, faşist, yabancı düşmanı ve korumacı/milliyetçi bir çizgiye itiyor.

Türkiye

Türkiye ise henüz kalıntı (residue) sorunu gibi çok önemli meselelerde bile arzu edilen mesafeyi alabilmiş değil. Halbuki, bugün bu konuda müthiş fırsatların yaklaştığını gösteren işaretler var. Biyolojik mücadele, entegre mücadele,kalıntısız üretim gibi konularda hızlı ve etkili bir program yürütülmesi halinde para ödeme kabiliyeti yüksek tüketici Avrupa ülkeleri, iyi ürünle ilgili duyarlılıkları bilenmiş halde bekliyorlar.

Bunun veya benzer işbirliklerinin karşısında hiçbir engel yok. Çok öğretici örnekler gözümüzün önünde cereyan etti. Zehirli İspanyol biberi, yıllar önce Almanya’dan geri dönünce adamlar tam 1 yıl içinde zirai ilaç sorununu çözdü. Bu sene gümrükten ürününüz dönüyor ve siz ertesi yıl hiç kalıntısız, hiç sorunsuz üstelik alıcı ülkeleri tamamen ikna etmiş halde, şıkır şıkırihracatınızı yapıyorsunuz…

Örnek bu. Türkiye Cumhuriyeti’nden onlarca şirket, kuruluş, uzman İspanya’yı sayısız kereler ziyaret etti; “yahu, bu adamlar bu işi nasıl bitirdi?” diye…

Gittik, gezdik, yerinde gördük, öğrendik. Nasıl başardılar sorusunun cevabı şu: hızlı ve etkili olarak… Bunu başarmak gerekiyor.

“Komşum kazanacağına ben kaybedeyim daha iyi”

Ancak bizlerin ne hızlı olma şansımız var ne etkili olma şansımız var. Hızlı olamayız çünkü çok sayıda üreticiyi devlet gücüyle bile bir amaç etrafında birleştirme kabiliyetimiz yok. Çünkü çiftçi örgütlü değil. Hani “küçük gruplar halinde örgütlüler de ama işte bütün bu grupları toplamak zor” diyeceksiniz; o bile değil. Hiçbir şekilde örgütlü değiller. Hatta başka amaçlarla muhtelif topluluklara birlikte üye olan çiftçiler bile iş üretime geldiği zaman tek başlarına davranıyor.

Neden bilmem, “komşum kazanacağına ben de kaybedeyim” gibi bir anlayış hâkim. Kardeşlik, yurttaşlık falan havada kalan sözlere dönüşüyor.

İspanyolların tecrübesi, özetle şöyle; devlet başlıca 15-20 kooperatifle görüşüyor, zorlayıcı bazı düzenlemeleri dayatıyor, iş bitiyor.

Onlarca sayfa rapor düzmeye gerek yok. Kararlı devlet, örgütlü çiftçi, işine inanan, yurtsever bürokrasi.

Bu kadar basit.

Diğer Yazıları

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz