Büyükşehir’in fayton sevdası | Körfez Gazetesi
Tuğrulhan Erdemir’den muhteşem başlangıç

Tuğrulhan Erdemir’den muhteşem başlangıç

Korkuteli Belediyespor’da birlik ve beraberlik yemeği

Korkuteli Belediyespor’da birlik ve beraberlik yemeği

Efsaneler Kupası Galatasaray’ın

Efsaneler Kupası Galatasaray’ın

Paşa’nın Meleklerinde hedef seriye devam

Paşa’nın Meleklerinde hedef seriye devam

Kepezspor, Ereğli’ye hazırlanıyor

Kepezspor, Ereğli’ye hazırlanıyor

Büyükşehir’in fayton sevdası
  • İdrisÖZYOL
    • İdris ÖZYOL
    • iozyol@gmail.com
    • 4 Ağustos 2017 - 10:08:06

Antaya’nın kangreni haline gelen Kalekapısı’ndaki faytonlara yine çözüm yok. Büyükşehir Belediyesi, 5 turist, bir de kendisini taşıttığı, kırbaçlayarak sürdüğü, susuzluktan ve sıcaktan çatlatarak öldürdüğü atı caddenin ortasında bırakıp kaçan faytoncuya çok ‘ağır’ bir ceza kesti. 319 lira. Çalışma izni de süresiz iptal edildi. Faytonu bundan sonra muhtemelen ya kardeşi, ya da amcasının oğlu kullanacaktır. Büyükşehir’den yapılan açıklamaya, ‘Fayton taşımacılığının sadece Antalya’da değil, dünyanın birçok ülkesinin yanı sıra Türkiye’nin de pek çok yerinde artık gelenekselleşmiş hatta simge haline gelmiş bir meslek olduğu’ da sıkıştırıldı. ‘Bu geleneğin yaşatılması sırasında hayvan haklarının ihlal edilmesine izin verilmemesi gerektiği’ de vurgulandı hesapta. Ya hu zaten bu geleneğin kendisi hayvan haklarına aykırı… Madem bu çağdışı ulaşım aracında inat ediyorsunuz, bari modern standartlar getirin. Gerçekten ‘geleneksel’ mi; o da tartışmalı zaten.

Eski faytonlar böyle değildi

Bakın gazeteci dostumuz Bünyamin Tokmak, fayton geleneğinin yakın geçmişini nasıl hatırlatmış: ‘Antalya’nın geleneksel faytonu bunlar değil. Murat 124’ler icat olup taksi olarak çalışmaya başlamadan önce şehir içi ulaşımda faytonlar kullanılırdı. Ama onlar yolcu taşımaya uygun olanlardı. Bir de ‘Tatar arabası’ dediğimiz atlı arabalar vardı ki, bunlar da yük taşımaya uygundu. Bugün Kalekapısı’nda bulunan atlı arabalar işte yük taşımakta kullanılan tatar arabalarına benziyor. Faytonlar daha sade, deri tenteleri bulunan arabalardı. Kalekapısı’ndaki arabalar zevksizlik örneğiyle süslenmiş, sosyolojide ‘Kitsch’ olarak tanımlanan abartılı, plastik süslemelerle donatılmış. Kent içinde fayton olmasın demiyorum. Ama bunun için önce Viyana’ya bir gidip, tarihi merkezdeki faytonlara, faytonculara bir bakın. Tertemiz, kocaman beygirler. Derileri parlıyor. Hepsinde bir azamet, bir ihtişam… Çoğu kadın olan faytonculara da bakın. Geleneksel kıyafetleri, mevsime göre gömlek, yelek, eğer kış ise frak benzeri kıyafetler giymişler’.

İran bile bizden daha medeni

‘Avusturya’yı beğenmezseniz Doğu’ya çevirin yüzünüzü. İran’ın tarihi ve turistik kenti İsfahan’da, dünyanın en büyük ikinci meydanı Nakş-ı Cihan Meydanı’ndaki at arabalarına bakın, Gerçi son 1 yıldır orada da elektrikli faytona geçiş başladı ya… Atların, iş, yarış ya da gösteri için kullanılmalarına karşı değilim. Ama her şeyin bir kuralı olmalı. Bir de pislik, koku sorunu var ki bunu anlamış değilim. Atlar bir tek bizim ülkemizde kokuyor nedense. Bir de ineklerden söz edeyim. Karavanla seyahat ettiğim için Avrupa’da sadece turistik büyük kentleri değil, en ücra köyleri de gezerim. Süt inekçiliğinin zirvede olduğu Hollanda ve Almanya’da çiftliklerin, besihanelerin yakınından geçiyoruz. Ne yollarda inek pisliği, ne de koku. Sanki onların inekleri sıçmıyor. Ama sığır yetiştiriciliği yapılan bizim köylere gidin, besihanelerin yakınından geçin -ki geçemezsiniz- leş gibi kokuyor. Bunun sebebi ne olabilir?’

Belediyecilere uygarlık dersi

Tokmak’ın sorusuna Edirne’de çektiği ıskartaya çıkartılmış bir fayton atını fotoğraflayan Levent Cantek cevap versin: ‘Yaşlanmış, beli bükülmüş bir fayton atı kenara çekilmiş, yol kenarında bir bahçede, ağaca bağlanmıştı. O kadar kıpırdamıyordu ki, hasta ve ölecek gibiydi, üzülmüştük. ‘Hasta at’ hep aklımda kaldı. Yol üzerinde bir köprü altında yazılıydı ‘Faytona binme!’ çağrısı. Faytoncu, ‘turistler yazıyor, buralılar yazmaz bunu, ekmeğimiz yani’ demişti.

Kuraldır, göçmenler olmasa, şehirlere dışarıdan gelenler olmasa o şehirler büyüyüp gelişemezler. Farkına varamazlar nasıl yaşadıklarının, içinde bulundukları durumun eksiğini gediğini, fazlasını aşırısını göremez, vahametini fark edemezler. Turizmi ve iyi lokantaları ‘oralılar’ değil, dışarıdan gelenler kurup büyütürler. Oralılar sonradan anlar ve öğrenirler, o seviye nedir, nereye varmış, nasıl olmalı taklit ederler”. Kalekapısı’ndaki pisliğin, kokunun, üçüncü dünya ülkesi görüntüsünün vahameti, sakilliğini, bu kente hiç, ama hiç yakışmadığını yöneticiler anlayamıyor demek ki. O yüzden biraz medeni şehirlere, gelişmiş ülkelere, insan haklarının, hayvan haklarının, doğa bilincinin yerleştiği toplumlara göndermek lazım bu belediyece tayfasını. Biraz insanlık, biraz uygarlık, biraz hak-hukuk öğrenirler belki.

 

 

 

 

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz