Atatürk sevdası… | Körfez Gazetesi
Güney Kore’ye kültür gezisi

Güney Kore’ye kültür gezisi

İspanyol piyanist büyüledi

İspanyol piyanist büyüledi

Aytemiz Alanyaspor  3 puana tek golle ulaştı

Aytemiz Alanyaspor 3 puana tek golle ulaştı

Kınıkspor deplasmanda galip

Kınıkspor deplasmanda galip

Agora kapılarını açtı

Agora kapılarını açtı

Atatürk sevdası…
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 15 Kasım 2017 - 09:52:21

Diğer Yazıları

Hatırlayan olur mu bilmem ama hükümet geçen yılın sonlarına doğru Türkiye’deki şeker üretimiyle ilgili muazzam değişiklikler yaratabilecek bazı kararlar aldı.

Bu kararlar özetle Türk şeker çiftçisini yeryüzünden silmeyi amaçlayan, Türkiye’de şeker üretimini mümkün olan en kısa sürede sona erdirmeyi hedefleyen, çok keskin, katı ve en edepli ifadesiyle acımasız kararlardı.

Hani vahşi kapitalizm diyorlar ya; hiçbir kural nizam, yarar vs gözetmeden; emekçinin, üreticinin canına okumaya yemin etmiş gibi…

Aynen öyle kararlardı.

Şeker Şirketi’ni kapatacaklar; nişasta bazlı şekerler başta bütün glikoz formlarını Şeker Şirketi’nin denetim mekanizmalarının tamamen dışında bırakacak düzenlemeler getireceklerdi. Pancar şekerinin rekabet şansını ortadan kaldırdıktan sonra da halkı; sağlıksızlığı, kalitesizliği, kötülüğü, GDO’lu materyalle üretilmişliği herkesçe bilinen mısır şurubuyla besleyeceklerdi.

Ama tabi madalyonun tersinde de pancar yetiştiren, bugün değilse bile geçmişte pancar yetiştirmiş, büyük çoğunluğu kooperatif çatısı altında örgütlü belki 2 milyon üretici vardı. Gözünü sevdiğim pancarı, hükümeti öyle bir korkuttu ki, apar topar kovaladılar Cargill şövalyelerini Meclisin koridorlarından.

Tabi şunu demeyi de ihmal etmediler; “Biz bunu mutlaka başka şekilde tekrar gündeme getireceğiz!” Çünkü ne Cargill vazgeçecek, ne hükümet. Yeminli adamlar. Bitirecekler.

Neyse. Bitiremedi.

Şeker dediğimiz zaman kimin aklına ne gelir bilmem ama benim aklıma Türkiye Cumhuriyeti geliyor. Çünkü cumhuriyetin ilanı, aynı zamanda bağımsız üretim; bağımsız toplum, bağımsız ekonomi demekti. Bunu bir aydınger gibi haritamızın üstüne serdiğinizde altında net görebildiğiniz az sayıda şeyin tamamı şekerle ilgili şeylerdi. Alpullu, Turhal, Ankara, Burdur ve diğerleri…

Şeker tesisleri, köy enstitülerinin öncülleriydi

Şeker sadece ekonomik değer üreten ilk tesislerimiz değildi. Pancar şekeri üretmeye başladığınızda, pancarı işliyordunuz; yan ürünleriyle de başta hayvancılık olmak üzere bir sürü sektörü besleyebilen bir tedarik zincirini tetiklemiş oluyordunuz.

“Kendi imkanlarıyla kalkınmayı tarif et” desen, Mustafa Kemal Atatürk’ün şeker stratejisini parmağınla göster; herhalde işin tamamını göstermiş olurdun.

Şeker üretim tesisleri kuruldukları yıllarda çocuklar için kurulmuş eğitim birimleri, sinema salonları, lokantalar gibi cemiyet hayatını örgütleyen, kentlileşme sürecini hızlandıran çok sayıda sosyal unsurla da beraber kuruluyordu.

 

Daha kestirmeden anlatayım; şeker tesisleri, köy enstitülerinin öncülüydü, prototipiydi.

 

Pancar tarlasında her yıl pancar ekemezsiniz. Buğday ve ayçiçeği ile münavebe yapmanız gerekir. Yani bu üçünü dönüşümlü yetiştirmeniz gerekir. Bu üç ürün araziye sırayla ekilirse; topraktaki muhtevayı kullanırken, birbirine yol açar. Buğday alacağını alır, ayçiçeğine lazım olanı çoğaltır, ayçiçeği pancara lazım olanı çoğaltırken, kendine lazım olanı alır. Nihayet pancar ektiğinizde toprak pancarı coştururken, kendisini de ayçiçeğine hazırlar.

Buğday: un…

Ayçiçeği: yağ…

Pancar: şeker…

Un, yağ, şeker. O dönemin “bağımsızlık” algısının belkemiği olan emtiadan en önemli üç tanesi.

Düşünebiliyor musunuz; bir takım yiyecek maddelerini kendiniz üretebiliyorsanız bağımsız kalabiliyorsunuz!

Ne dünyaymış arkadaş adamların mücadele ettiği dünya! Bugün çöp konteynerlerinin yanından geçerken torbalar dolusu ekmeğin ziyan edildiğini gayet kanıksanmış bir şey gibi görüyoruz.

Adamlar ülke kurmuş, “unumu kendim üretiyorum!” diye gerine gerine dolaşmış, arkadaş!…

Şark kurnazlığı

Şimdi ülkemizi deliler gibi sarıp sarmalayan Atatürk sevdası herkesin dilinde dolaşırken aklıma şeker ve pancar geliverdi. Çünkü “pancar” demeyen dilleri konuşturanların, cumhuriyetten zırnık kadar feyz almış olma ihtimali yok.

Tabi, feyz yoksunu çevrelerin Atatürk sevdasına sarılması, bana göre çok anlamlı ve müthiş faydalı bir tartışmayı da “şans eseri” beraberinde getirdi; o açıdan çok memnunum.

O mesele de şudur: 1941’de karakteri iyice beliren siyasi erkin, cumhuriyet dönemi politikalarıyla hiçbir yanıyla ve biçimiyle benzeşmediği hususu artık yüksek sesle ifade ediliyor.

Bunun için minnettarım.

Neyse, konuya dönelim. Cumhuriyet ruhundan zerre kadar feyz almamış; ne şekeri, ne de pancarı bilen insanların Atatürk ismini diline dolaması şark kurnazlığıdır.

Bilen bilir, şark kurnazlığı ifadesi, (TDK ne derse desin) gerçekte “kurnaz olamayanlar” için söylenir. Çünkü şark kurnazının kazanma şansı yoktur. Şark kurnazı, “kendini kurnaz zanneden” demektir. Kaybeden demektir.

O nedenle bugün hiçbir zemine dayanmadan alevlenen Atatürk sevdasını dert edinmeye gerek yok. Sevda sevdadır.

Şekeri, pancarı, pamuğu, tütünü, çeliği, tuğlayı, harcı, ipliği; bunların yarattığı dünyayı; bunlarla varolmuş ülkeyi; bu halkı bilmek zorundasınız.

Bunları bilmeyene aşina değiliz.

Diğer Yazıları

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz