Dağlar Ülkesi Ata Yurt Kırgızistan -4 | Körfez Gazetesi
Restore ediliyor

Restore ediliyor

Kepez’e proje ödülü

Kepez’e proje ödülü

Atlı polisler ilgi odağı

Atlı polisler ilgi odağı

Paşa’nın meleklerinde tek hedef galibiyet

Paşa’nın meleklerinde tek hedef galibiyet

Kepez’in rakibi Şimşek Gençlik

Kepez’in rakibi Şimşek Gençlik

Dağlar Ülkesi Ata Yurt Kırgızistan -4
Dağlar Ülkesi Ata Yurt Kırgızistan -4

  Issık Göl’den Son Göl’e Issık Göl Kırgızların yazlık olarak oturdukları bir bölge olmuş. Otlak olarak en verimli topraklar Issık Göl çevresinde bulunuyor. Son Göl ise çevresi karlı dağlara kadar uzanıp giden bir doğa harikası   Issık Göl’ün en önemli ve en büyük şehri olan karakol şehrinden sabah hareket ediyoruz. Jeti Oğuz yazan tabelanın gösterdiği […]

 

Issık Göl’den Son Göl’e

Issık Göl Kırgızların yazlık olarak oturdukları bir bölge olmuş. Otlak olarak en verimli topraklar Issık Göl çevresinde bulunuyor. Son Göl ise çevresi karlı dağlara kadar uzanıp giden bir doğa harikası

 

Issık Göl’ün en önemli ve en büyük şehri olan karakol şehrinden sabah hareket ediyoruz. Jeti Oğuz yazan tabelanın gösterdiği yöne doğru dönüyoruz. Biz, Latin harfleriyle yazılmış Oğuz ismini okuyunca, hemen aklımıza Türk boyları geliyor. Sanki Ernist düşündüğümüzü anlıyor ve “Arkadaşlar, JETİ oğuz, bir vadinin adıdır. Jeti, yedi demektir, oğuz ise bizde öküz demektir” dedi. Yani yedi öküz vadisine gidiyoruz. kırgızlarla sayılarımız aynı sadece onlar yediye Jeti diyorlar. Yaylaya cayla dedikleri gibi,’y’ harfinin yerine ‘j’ kullanıyorlar. Yedi öküz vadisinde kırmızı kayalar karşılıyor bizi. Her yan kıpkırmızı. Vadinin içersine giriyoruz. Kırmızı kayaların arasında bir göçerin davar yatağı bulunmakta. Bu taraftan yani davarlarımın içinden geçmeyin diye uyardı bizi. Gideceğimiz yolu gösterdi. Patikadan kırmızı kayaların içine doğru inince harika bir kırmızı kanyonun bizi beklediğini gördük. Dereden su akıyor, dere kenarında kanyonun içinde at sürüleri gölgeleniyordu. Tam karşımızda yedi kaya dev gibi sivrilerek yükselmiş bize bakıyordu. Sanki yedi kızıl derili atlarının üzerinde ellerinde silahları tepeden ovayı gözetliyorlar hissi uyandırıyordu insanda.

AŞİRET YAŞIYORMUŞ

Jeti Oğuz’un hikâyesini anlatınca Ernist, kayaların anlamı hemen kafamızda değişiverdi. Bu bölgede iki aşiret yaşıyormuş. Aşiret reislerinden birinin çok güzel bir karısı varmış. Diğer aşiretin reisi bu kadına âşık olmuş. Bir gün kaçırmış kadını. Evlenmek için düğün hazırlıkları yapmış. Düğünde kesmek ve gelenlere yedirmek için yedi öküz getirmiş. Ama bölgedeki aşiret aksakalları toplanmışlar. Bir karar almışlar. En yaşlı aksakal kadını kaçıran reise giderek, kadını kocasına geri vermesi kararını iletmiş. Bu karar çok öfkelenmiş aşiret reisi.”bana yar olmayan başkasına da yar olmaz” deyip kadını öldürmüş. Kadın ölünce birden kesilecek olan yedi öküz kıpkırmızı kana dönüşerek vadiyi kana bulamış ve o günden bu güne buradaki yedi kaya kırmızı olarak yükseliyormuş. Efsane bu.

ISSIK GÖL TAS GİBİ

Jeti Oğuz’dan ayrılıp Issık Göl’ü güneyden dolanmaya başlıyoruz. Issık Göl bazen bize yakınlaşıyor, bazen ise göremez oluyoruz. Güneyden Isısk Göl’ü dolanarak yol alıyoruz. Bir süre sonra yine pembe kayaların yoğun olduğu bir vadiye sapıyor aracımız. Burası peri masalı kayaları diyor Ernist. Göremeye benziyor ama buranın kayaları pembe ve kırmızı. Vadide yürüyoruz. Vadinin kırmızısıyla Issık Göl harika bir görsellik oluşturuyor. Bir saat yürüyoruz peri masalı kayalarının içersinde. Issık Göl vadisi bir tas gibi. Yüksek dağların arasında Issık Göl ve Issık Göl’ün etrafında geniş ve verimli bir düzlük. Burada genişlik kavramı izafi, çünkü ülke topraklarının yüzde doksanı dağlardan oluşuyor.

TİLKİ AVLAYAN KARTAL

Kartal avcısı kartalı alıp hızla kanyonun yukarılarında bir tepeye doğru gidiyor. Biz merakla kolunda kartal hızlı adımlarla tepeye doğru giden adamı izliyoruz. Adam kartalla tepeye çıkıyor. Kartal avcısının oğlu, taksinin bagajından bir çuval içindeki ölmüş tilkiyi çıkarıp, ormanların arasına bırakıyor. Tilkiyi, sabah avlamış kartal. Taze avlanmış tilki ya da tavşan olmazsa oraya uçmuyormuş kartal. Avcının oğlu, tilkiyi yere bırakıp geri çekiliyor. Tilkinin ayağındaki iple hareket ettiriyor. Kartalın gözlerini açıyor ve bırakıyor tepedeki adam. Kartal, önce vadiyi birkaç saniyede tarıyor ve şimşek gibi tilkinin üzerine iniyor. Koşarak tepeden gelen avcı kartalı alıp, gözlerini kapatıyor. Kartala yiyecek bir şeyler veriyor. Biz avcının etrafına toplanıp sırayla kollarımıza alıyoruz kartalı. Kartal oldukça ağır, durmadan kanat çırpıp, sesler çıkarıyor.

SANKİ DİLİMİZ TUTULDU

Bir yanda yemyeşil çayırların tam ortasında masmavi sularıyla 270 km kare büyüklüğünde son göl önümüze seriliyor. Dört bir yanımız beş binlik başı karlı dağlarla çevrili. Dağları mı resmetsek, son gölümü resmetsek, çiçekleri mi, çayırlarda yayılan koyun, keçi, at sürüleri nimi fotoğraflasak şaşırıyoruz.3447 rakımlı geçitteyiz. Bişkek şehri binli rakamlardaydı sonra 1600 metreye çıktık, sonra iki bine, sonra iki bin beş yüz metreye araşan yaylasına çıktık. Tam olarak aklimatize olmuştuk. 3447 rakamlı geçitte rahatça dolaşıyor, güzelliğin keyfini çıkarıyorduk. Önümüzde uzanan 3016 metre yükseklikteki f, başı karlı dumanlı dağlar ve çiçekli çayırlar bizi büyülemişti. Sanki dilimiz tutulmuştu. Gülerek bir dağlara, bir Son Göl’e,  bir allı morlu çiçeklere ve birde birbirimizin yüzüne bakıyorduk. Bu mutluluktu.

YEMYEŞİL BİR DÜZLÜK

Ashu geçidinden aşağılara Son Göl’e doğru inince, uçsuz bucaksız bir göl, geniş bir çayırlık, çayırların üzerinde öbek öbek bozüy çadırlarıyla yurtlar kurulmuş. Yurtların çevresinde sanki çayırlara çakılmış gibi koyun, keçi, sığır ve at sürüleri otlamaktaydı. Son Göl’ün kenarın da çadır yoktu. Çadırlar gölün oldukça uzağına kurulmuştu. Son Göl çevresinde çayırların ortasında sanki bir tablo gibi duruyordu bozüy çadırları.  Konaklayacağımız obaya gelince bizi yurt sakini göçerlerle birlikte, atlar, köpekler karşıladılar. Bozüylere sırt çantalarımızı koyuyoruz. Merakla hemen çevreyi gözlemlemeye başlıyoruz. Öbek öbek bozüy çadırlarıyla yurtlar kurulmuş. Son Göl alanı geniş bir düzlük 270 km. kare büyüklüğündeki Son Göl’ün çevresi karlı dağlara kadar uzayıp giden yemyeşil çayırlı bir düzlük. Yurtların çevresinde sürüleri otluyor. Sürülerin uzağa gitmesine gerek yok, her yan rengârenk çiçekli, yemyeşil çayırlarla kaplı. Sanki hayvanlar yerlerine çakılmış gibi otluyorlar. Karlı dağlardan gelen sular çayırların ortasında menderesler oluşturarak Son Göl’e akıyor.

 

DOĞA İNSAN İLİŞKİSİ

Kırgız ülkesinin yaylalarında Yörük yaşamının geçmişindeki doğa ile insan ilişkisini ve insan ile insan ilişkisini görüyoruz. Kapitalist üretim ilişkileri ve bunun getirdiği sosyal ilişkiler insanı doğadan koparıyor ve yabancılaştırarak, ilikleri çıkar ilişkisine dönüştürüyor. Bizim güzelliklerimizi emperyalist çıkar ilişkileri aldı götürdü. Umarım Kırgız doğasının güzellikleri bozulmaz. Karlı dağlar, karlı dağların önünde uçsuz bucaksız yemyeşil çayırlar ve ortada berrak mavi Son Göl. Bu güzelliği seyre dalıyoruz. Bu güzellik bize yaşamın güzel olduğunu anlatıyor. Bu güzellik bize haz veriyor. Görsel olarak, beyinsel olarak dinleniyoruz. Hafifliyoruz ve mutluyuz.

HÜZÜNLÜ BİR BAKIŞ

Son Göl yaylasında bozüy çadırında bir gece en güzel, en derin uykumuzu uyuduk. Artık gitme vakti geldi dedi Ernist. Hiç birimiz Son Göl’den ayrılmak istemiyorduk. Buraya doyulmaz diye düşünüyorduk. Bir dahaki gelişimizde birkaç gün burada kalacağımızı düşünerek sırt çantalarımızı toparladık. Başı dumanlı karlı dağlar, dağların arasında sanki bizi gözetlercesine duran mavi Son Göl, rengârenk, mor sümbüllü çiçeklerinin hiç tükenmediği çayırlı otlaklar bizi büyülemişti. Nasıl ayrılabilirdik ki buradan.”Bir daha gelmeliyiz” diyerek hüzünle aracımıza biniyoruz. Kalmak Ashu Geçidi 3447 metre yükseklikte. Kalmak Ashu Geçidi’ne çıkınca hüzünle bakıyoruz Son Göl yaylasına, el sallıyoruz,”Bekle bizi Son Göl yaylası, bekle bizi Kırgız göçerleri”

OSHO PAZARI

Kalmak Ashu Geçidi’ni kuzeye doğru aşınca önümüze rengârenk çiçekleri, şırıl şırıl akan dereleri ve uçsuz bucaksız çayırlarıyla bir vadi uzanıyor. Çayırların ortasında bir yak sürüsü otluyor. Bu sürü sahipliymiş, ama yak sürüsü yaban. Yak’ları yakalamak için silahla vurmak gerekiyormuş. Kırgızistan’da en pahalı et yak eti. Günlerimiz bitiyordu, Bişkek şehri doğru aracımız yol alırken hüzünlüydük. Bişkek şehri, modern bir şehir görünümünde ve dünyanın en yeşil şehirlerinden birisiymiş. Osho pazarına gidiyoruz. Bizim Mahmut Paşa gibi bir yer. Osho pazarı, Yarı kapalı, yarı açık büyük bir Pazar. Burada genellikle Özbekler satıcılık yapıyorlarmış. Özbeklerin olduğu yerde pazarlıkta oluyor diyor rehberimiz Aigerim. Kırgızların en çok sattıkları yerel ürünleri keçe dokumalar. Keçe şapkalar, keçe şallar.

KARAMIK BİTKİSİ

Kırgız ülkesi atalarımızın yurdudur. Karahanlılar, Avşarlar, Selçuklular buralardan geçerek Anadolu’yu yurt tutmuşlar. Dedelerimizin geçmişi, ayak izleri, yurt yatakları var bu topraklarda. Bizden olan bize benzeyen, bizim gibi konuşan insanları görmek duygulandırdı bizi. Karaool Döbö köyünde seksen yaşlarındaki bir kadının, elimizdeki karamık bitkisini görünce “biz buna böğrü gara deriz oğlum” demesi beni çok duygulandırdı. Yaşlı teyze, anam gibi duruyor, anam gibi bakıyor, anam gibi konuşuyordu. Dağlarının güzelliği, bozulmamış insan ilişkileri, doğa insan ilişkisindeki uyum, dayanışma bizi çok etkiledi. Her doğal alanın olduğu gibi, Kırgız coğrafyası bakir ve sonsuz bir bilgi kaynağı, yeni keşifler için bitmez tükenmez bir potansiyele sahip. Burada bir dağ dizesini tanımak için insan bir ömür harcayabilir.

SON

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz